|
orospu bohçası gibi olacak, baştan söyleyeyim, aslında hemen herkesin söylediğinden başka bir sey söylemeyeceksem de bıt bıt ötmek geldi içimden, yedi sayfa olmuş ben de sansam ne olur, gözünün yağını yediğimin kanaat toplumunda yaşıyoruz, napalım.
türbanın bir insan hakları konusu değil meselesi olduğu görüşüne katılıyorum. en genel tanımıyla insan hakları bireyin devletle ilişkisinin sınırlarını belirler ve bunun içinde din ve vicdan özgürlüğü de vardır, ama en temel ilkelerden birisi, bu özgürlüklerin olumsuz yönde kullanılmamasıdır. evrensel bildirge mülkiyet hakkını saymazsak, insan onurunu yücelten haklar ve özgürlükler tanımlıyor, en azından kağıt üzerinde, insanı insan sayar, muhatabı modern devlettir ve devlet de, bir hukuk düzeni olması vesilesiyle bu hakları ciddiye almak durumundadır, en azından kağıt üzerinde, o kağıdın altında imzası vardır. nihayetinde isyan hakkı bile tanımlanmıştır evrensel bildirgede. ama sağa sola saldırmayan, en sakin devlet bile sıkıştığında dişini gösterir, ısırır, o başka.
islam ise bir baÅŸka hukuk düzeni, kendi yasaları, ilkeleri ve kuralları var, belirli bir toplumsal yapı öngörüyor. (aslında her üç ana dinde de hakkınız yoktur, kulsunuzdur, ya uyarsınız ya da uydururlar. üçü de korkunç, totaliter yapılar; kimi ince kıyım tekniklerini geliÅŸtirmiÅŸ kimi hala bıçakla satırla iple iÅŸ görüyor. bu türden totaliter mekanizmalarda hak hukuk baÅŸtan bir sözleÅŸme konusu olmuyor, olamıyor haliyle.) bu ülkede türban da dahil olmak üzere, islamın modern toplumla bir dolu meselesi var ve bunların hiç birisi için çözüm üretebilecek akılcı bir mekanizma yok ortalıkta (çok eskiye gitmeden çorum, maraÅŸ, sıvas gibi mekanizmalar var ama, hesabı verilmemiÅŸ ne vicdan ne hukuk). devlet dini kontrol ediyor saçma sapan memur kafasıyla, diÄŸer yanda kontrol dışı kalan ve ekonomik gücü olan dini kesimin tek ufku ÅŸeriat, doÄŸal olarak. yani, bugün bu meseleyi yaygın biçimde inanç/ felsefe düzeyinde tartışmak zaten imkansız, hukuk/ yasa düzeyinde tartışacak gelenek/ mekanizma da yok. yani, sırf bu nedenle, baÅŸka hiçbir ÅŸeyi savunmadan, hiçbir sorunu dile getirmeden, türban yasağı nedeniyle eÄŸitim hakkının engellendiÄŸini savunanlar post-modernlik yapıyor (her kültürün kendi öznel koÅŸullarına saygı ıdısı vıdısı), türbanın yasaklanmasını savunanlar da naif ya da muhafazakar kalıyor (yasaklarım bir tek ben yaÅŸarım zihniyeti). yani, türbanın bir mesele haline gelmiÅŸ olması bu ülkenin, devletin, toplumun, tarihin, modernliÄŸin, islamın birbiriyle adamakıllı yüzleÅŸmemesinin meselesi, neresinden tutsan elinde kalır, ama ..mış gibi yapanlar her daim kazanır… yani, devletin yasakçıları dinin dogmacılarını besliyor büyütüyor, aslında aralarında göbek bağı iliÅŸkisi var, birbirlerini besleyip büyütüyorlar, ikisi de doymak bilmez birer calüt…
aslında, deveye sormuÅŸlar hikayesi… üniversiteler A.Åž. deÄŸil de üniversite olsa zaten bir ÅŸeyler üreten bir toplum olurduk, o zaman kimse devletin kapısında asker polis özel güvenlikçi olacam hem vatan saÄŸ olsun hem parası iyi diye yaltaklanmaz ne de kimse fethullahın kapısında üç kuruÅŸ çorba parasına çoluÄŸunu çocuÄŸunu tarikat ÅŸirketine satmazdı. (fethullahçı olmak sanırım biraz daha karlı, polisin yarısı filan da onlarınmış artık, yani hem iÅŸ garanti hem cennet, gece üçte kalkıp gözyaşı dökmek ÅŸart ama..)
cahiliz, cahil bırakılıyoruz, açlıkla terbiye edildik, tepemizde cezalandıran baba devletle cezalandıran baba tanrı figürleri, almışlar ellerine birer çekiç ha bire kafamızı dövüyorlar, yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor, biri yorulursa diğeri başlıyor. önümüz arkamız sağımız solumuz tüccar kılıklı iktidar manyağı dolu, generaller bürokratlar tarikat şefleri bu cahillikten sapıkça beslenip güç ve para içinde ellerini ovuşturuyor, kalanın beyni lahanaya dönmüş gündeme baka baka, en altta, öyle ya da böyle canı çıkıyor.
temel mesele özgürlük meselesi sanki. özgürlük de insanın aÄŸzından öyle kolayca çıkabilse de gerçekte deÄŸil, önce güzel bir öggÄŸÄŸhhürtmüş bir dolu adamı, kadını. bu duyguyu (özgürlüğün eksikliÄŸi duygusu) insanlara ne eÄŸitimle ne öğretimle kimse veremez, ama kendine saygı duyan bir toplumda eÄŸitimin/ öğretimin tek bir iyi yönü olabilir: kendine saygı duyan bireylere yol gösterir ancak, o zaman tv’lerde, kahvelerde akla ziyan linç söylemleri yerine warp teorisi filan konuÅŸulur, belki. ama aÅŸağılanmış, kendine zerre saygısı sevgisi olmayan bir toplumda üniversite de kıyma makinesi zaten. bir bok öğretmiyorlar üniversitede, pazarlanabilirliÄŸimizi arttırıyorlar yalnızca, o da bir yere kadar, ruhunu bedenini satmazsan zaten ekmek yok.
kısacası, türban serbest olmalı, ama eÅŸcinsel hakları da serbest olmalı, ama her ÅŸeyden önce, kimsenin statik bir kimliÄŸi olmadığı, herkesin dinamik ve çok yönlü bir kimliÄŸi olduÄŸu (kimliÄŸin öncelikle bir deneyim olduÄŸu), herkesin her ÅŸeyi denemeye öğrenmeye hakkı olduÄŸu yaygın kabul görmeli, günlük hayatta, ekonomide, siyasette yerini bulmalı, ama çeliÅŸki ÅŸu ki, anlaşılan karun kadar zengin olmadan o günleri göremeyeceÄŸiz, özgürlükçü olmadan da karun kadar zengin olamayacağız, kedi kuyruÄŸunu kovalar hikayesi, bu kafayla da ancak iÅŸkembeyi doldurmakla uÄŸraşır dururuz, hamurumuz korku olur, çocuklardan katil yaparız. bu durumda suçlu kim, anthony quinn? öff yaa, ben bu dünyanın devranını…
|