Bilmem haberiniz varmı ama Yörsanda çalışan işçiler sendikaya üye olup işten atıldıkları için yaklaşık 2 aydırdır büyük bir direniş gösteriyorlar. Fakat bu eylem sermayenin borazancıbaşısı medaya tarafından görmezlikten gelinmekte.. 400 küsür yörsan emekçisinin daha insanca bir yaşam isteğiyle sendikaya üye olmasıyla gelişen direnişleri medyada yer bulamamakta. Fakat islamcı kimliğiyle bilinen yörsan firmasının verdiği ilanlar ise nispet yapar gibi çarşaf çarşaf çıkmaktadır. Verilen ilanlarda işçiler sendikalı olmak istedikleri için teröristmiş gibi gösteriliyor.. önce 80 işçiyi attılar ardından işten çıkarılmalara destek vermek için üye olan diğer çalışanlarıda bu karda bu kışta kapının önüne koydular.. işçiler ise haklarını almakta kararlı.. patronun direnişi kırmak için çalışmaya çağırdığı eski işçiler, fabrika yerine direnişte olan işçilerin yanına gidiyorlar ve her gün sabah 07.00’den akşam 17.00’ye kadar direnişte olan arkadaşlarının yanından bir an bile olsun ayrılmıyorlar.. bugün medya görmezden gelse bile yörsan işçileriyle büyük bir dayanışma ağı oluşturulmaya başlandı bile..
direnişlerinden dönmeyecekler; kararlılar..
herkesi yörsan mamüllerini kullanmamak üzre boykota çağırıyorlar..
emeklerinin bedelini istiyorlar..
suç işlemediklerini, sendikal haklarını kullandıklarını söylüyorlar. ve haklılarda
işten atılan 400 küsür işçilerin kendi ağzından anlattıkları ve halen sürmekte olan direnişin öyküsü:
"17.8.2000 tarihinde yörsan a.ş. ye depocu olarak girdim. daha girdiyim gün bana bir sure kağıt imzalattılar ve bu kağıtları imzalamazsam işe alınamayacağımı söylediler. bu evraklardan biride istifa mektubum du, bende mecburen imzaladım. işe mevsimlik işci adıyla başlatıldım. işe başladığım ilk 6 ay sigorta primim ödenmedi. sigortaya 2001 şubat ayında sigortaya girişim yapıldı.
”eşim doğum yaptı doktora yalvardım ne olur çocuğu haftalık iznim de sezeryanla alın diye çünkü biliyorum doğum izni de verilmeyecekti. benim en doğal hakkım eşimin doğumun da yanında olmak ona destek vermek ama maalesef bu böyle olmuyor du yörsan a.ş. de verilecek cevap belliydi patron tarafından ne ölünüz bitiyor ne de diriniz. yörsan a.ş.de personel müdürü sıfatında olan insanlar izin veremezler işe adam alamazlar fabrikada ne yapılacaksa hepsine hacı lakaplı izzettin yörük karışırdı ve kimse ona gidip izin isteyemez, izin veremez ve hatta işe adam bile alamaz.”
“mevsimlik işci olduğum için sigorta primlerim 10 ay ödendi 2 ay sigortadan çıkışım yapıldı bunun da amacı kıdem tazminatımın ödenmemesiymiş. ve bu olay diğer senelerde de devam etti. ben ve benim gibi diğer arkadaşlar‘ada aynı uygulama yapıldı, insanlar evine bir lokma ekmek götürmek için mecburen buna katlanıyordu. ben 19.8.2001 de düğün yaptım ve bana 1 gün bile düğün izni verilmedi o gece sabaha karsı saat 04:00 de düğünüm bitti ve ben sabah 06:30 da işe gittim”.
”içeride baskı hat safhada insanların işe giriş saati belli ama çıkış saatleri belli değil hiçbir sosyal hakkı yok işe gelirler 12-13 saat çalışılır, iş bitmeden asla ve asla işi yarım bırakamazsın ne zaman iş bitecek o zaman çıkabilirsin eğer iş 8 saat te biterse işveren muhakkak bir iş çıkarır ve işçiyi 10 veya 12 saat tutar. bu iş yerinde etten püften sebeplerle işçi kıyımı meşhurdur her sene yılbaşına yakın muhakkak aramızdan belirlediği birkaç işçiği çıkarırdı. işçilerin psikolojisini bozar dı buda eyvah yine yılbaşı geliyor acaba aramızdan kimi temizleyecek diye. “
”hiç unutmam senesini tam olarak hatırlayamıyorum ama 2002 olabilir fabrikayı kuran bu işyerine alın terlerini döken yeri geldiğinde evine bile gitmeyen inşaat işçileri vardı yörsan bünyesin de çalışan, onlara bir sözü vardı patronun sadece onlara değil bizler de dahil olmak üzere bu fabrikayı siz kurdunuz sizin eşleriniz de bu fabrika bitince burada sizlerle beraber çalışacak bunun sözünü vermişti ve iş garantisi veriyorum demişti hani nerede o sene sonunda çok büyük bir işçi kıyımı oldu şimdi işçi arkadaşlarımla beraber anayasal hakkımız olan sendikaya üye olduk ve işten atıldık.”
“çalışırken kolum çıktı. beni özel hastaneye götürdüler. ne kadar iyiler diye düşündüm. oysa sigortamı yapmadıkları için devlet hastanesine götürmemişler. sonra da ‘işimize yaramazsın’ diyerek işten çıkardılar”
”biz bu fabrikaya ortak olmak istemiyoruz sadece sosyal haklarımızı istiyoruz. biz bu fabrikanın bacasının tütmesini istiyoruz iş barışı istiyoruz ama bunun yanında da sağlıklı ve güvenceli iş garantisi istiyoruz. iş arkadaşımın parmağı kopar iş yerinde hastaneye giderken zorla üzerindeki iş elbisesi çıkarılır sivil elbiseleri giydirilir ve yolda tembihlenir evde odun keserken oldu diyeceksin hastanede rapora öyle yazdırılır ve o sakat parmaklarla yine iş yerine getirilir ve çalıştırılır. aksi bir şey söylediği taktirde işin den olur.”
”mahkemeye verse şahit bulamaz çünkü herkes ekmeğini kaybetme riskini alamaz bunu mahkemeye verecek olan insan da bildiği için pek bir şey yapamaz.”
”bunun gibi daha bir çok örnekler vardır. yörsan da birde şu vardı patron eğitim seviyesi düşük insanları daha çok tercih ediyordu işe alırken çünkü onları sindirmek onlara baskı kurmak daha kolay olduğunu biliyordu eğer eğitim seviyesi biraz yüksek ise sen benim işime yaramazsın diye kapıdan geri çeviriyordu.”
”artık işçi sınıfı uyandı bu zulüm ve baskıları kırmak için bütün işçilerin birlik ve beraberlik içinde bölünmez bir bütün olduğu takdirde hiçbir gücün karşısında duramayacağını öğrendi. buda örgütlenme ile olacağını ve sendikalaşma olduğunun bilincine vardı. bizler yörsan da çok büyük bir işi başardığımıza inanıyor ve diyoruz ki
yaşasin sendika mücadelemiz…."
"burda iş o kadar ağır ki bacı, yüksek okulda okuyanlar barınmaz burda, kimse ezdirmez kendini çünkü bu kadar. bu hacı öyle bir adamdır ki, en kafir adamdan bile böyle küfür işitmedim ben. her daim ağzında küfür, her daim küfür... işçi dövmeye de kalkar bu haa, hiç ofisinde durmaz, hep işçilerin arasında. hepimizi de tanır tek tek. gelir arada sırada arkadan omzuna vurur; " ha mehmet ha, daha hızlı daha hızlı, hay koçum helal olsun sana" nasıl bir etkisi varsa hipnoz olursun, bir bakarsın canın çıkmış yorgunluktan ama iki katı iş yapmışsın."
"sabit bir işi yok kimsenin, diyelim elindeki süt taşıma işini bitirdin, hacı bizzat kendi gelir; "hadi hasan, hadi koçum, kanalizasyon patlamış bir koşu yapın da gelin.". başka şehre gitsem işsiz kalmam ben. sayesinde o kadar çok iş öğrendim ki sağlığımı kaybede ede.."
" daha geçen yıl "çürüdü bunlar işe yaramaz diye işten attıkları adamı yerimize aldılar ve çavuş yaptılar. o neyse iş bilmez çiftçileri aldılar işe, başka şehirlerden insanlara "günlük 50 ytl vericez" deyip, işlerinden edip, buraya geldiklerinde "20 ytl, işinize gelirse" dediler. müslümanım diyorlar, bu nasıl müslümanlık abla!! içi rahat mı şimdi sağlıksız ürün çıkartırken... hepimize bunca çektirirken"
" o kadar gizli gizli sendikalı olduk ki abla, farkedemediğine de çok bozuldu. çok hırs yaptı. çok önceden ilk sendikalı olan üç beş kişiyi atmıştı işten. biz de çok uyanıklık yaptık. bak kardeş kardeşin sendikalı olduğunu bilmiyordu işten atılana kadar. işten atılan sendikalıların listesi açılandığında bir bakıyorlar, aaa iki kardeş de atılmış. bir yandan kızıyorlar birbirlerine "niye söylemedin lan" diye öte yandan seviniyorlar ikisi de aynı şeyi yaptı diye."
"şimdi hacı öğrenmiş sendikalıları, attı işten. arada yeni öğrendiğini de tutuyo atıyo. bir gün merdivenden çıkıyorum, dedi ki " oğlum, bazı nankörler sendika mendika işine girmiş. ben sana çok güveniyorum. sen yapmazsın. hadi imzala şu kağıdı yapmayacağına dair." dedim ki " madem çok güveniyon niye imzalatıyon hacı amca." bağırmaya başladı. " sende mi katıldın onlara lan it. allah belanı versin senin." vurmasın diye bir kaç basamak aşağı indim, ben de yukarı bağırdım " allah senin belanı versin, ömrümüzü yedin be ömrümüzü yedin." sonra bi kaç basamak daha inip yine bağırdım; " kovuyon mu beni deeeee" "kovuyom lan it kovuyom" tıpkı kemal sunal filmi gibi oldu bacım. işte şimdi burdayım."
"bizim bir abimiz vardı. kırkbeş yaşında emekli olmuştu yeni. hacı resmen kalp krizi geçirtti adama. sapasağlam adam göçtü gitti aramızdan."
" eskiden çok kızardım sendikalılara. hem sendikaları var hakları korunuyor hem de grev yapıyorlar pis herifler derdim. şimdi görüyorum neyin ne olduğunu. ekmek parasına öyle dalmışız ki abla aptal kutusu televizyon ne diyosa ona inanmışız. şimdi bizimle ilgili ne deseler başka yerdeki işçi de onlara inancak. insan yaşamayınca anlamıyor."
"bizi yalnız bırakmayın. en çok ihtiyacımız olan şey desteğiniz. bu sadece bizim sorunumuz değil ki hem. bugün burda kazanım olmazsa yarın patronlar her yerde daha rahat edecek. "
" 24 saati bulduğu olurdu çalışmamızın. bize güçlü olmayı, inat etmeyi hacı öğretti. şimdi de inat ediyoruz bakalım. bu sefer, çocuklarımız için, onurumuz için."İslamcı zevatın ne mal olduğunu anlamak için turnusol kağıdı gibi bir eylem olmuş.. demek ki neymiş.. sermayenin; dini, ırkı, ideolojisi olmazmış.. her zaman olduğu gibi bu yobaz işveren sürüsünün de tek bir dini, imanı vardır.. o da paradır.. bu gözü dönmüş kapitalistlere karşı yörsan işçileri yalnız bırakılmamalı, direnişleri sahiplenilmelidir..
O yüzden Yörsan işçileriyle dayanışmak için bizlerde bir şeyler yapabiliriz.. en basitinden yörsan mamülleri alınmayabilir.. evde annenize, dışarıda arkadaşlarınıza, çevrenize bu markanın ürünlerinin kullanılmaması gerektiğini açık bir dille anlatabilirsiniz.. girdiğiniz bir büfe ya da kebapçıda yörsan ürünü gelirse kibar bir dille reddedip kısaca sebebibini anlatabilir veya varsa bir dükkanınız iş yeriniz “burada yörsan ürünleri satılmamaktadır” yazısı asabilirsiniz.
Feyzbuk’a üye olanlar ise aşşağıdaki gruba üye olabilirler. Şu an bu grubun üye sayısı 9 bine yaklaşmış durumda..
Aman nolcak demeyin 2 – 3 kişiyi ikna ettiğinizde onlarda zincirleme olarak başkalarını ikna edecektir.. bazen fısıltı gazetesi bu gibi durumlarda en etkili silahtır.
http://www.facebook.com/group.php?gid=6425021181hem bu gibi vatan hizmetleri -panklığın şanındandır-.. bunuda unutmayalım gençler.