|
sadece babamın etkisi olamaz sanıyorum. başka bir şey...
90'ların ilk yılları, "kalli" teknik adam feldkamp takımın başında, kadrodaki suat kaya, bülent korkmaz, hakan şükür, arif erdem, okan buruk gencecikler. falco götz, reinhard stumpf transfer edilmiş. ilkokula henüz başlamışım, futbolla ilişkim plastik toptan ibaret. (kollektif sporlara yeteneğim olmadığını anlamam çok zamanımı almadı zaten) babamla maçlar seyrediyoruz. o zamanlar şifreli kanal da yok. galatasaray'ın bambaşka bir futbol oynadığını görüyorum. gönlümün kayması zor olmuyor. o yıl şampiyon oluyor bu takım, hem de favori bile gösterilmezken... şampiyonluk da yetmiyor, türkiye'de ilk kez bir takım dört kupayı birden alıyor.
yaşım ilerledikçe galatasaray'ın sadece bir futbol takımı, bir spor kulübünden ibaret olmadığını anlıyorum. sevgim daha da artıyor.
çok küçükken öğrendiğim ilk tezahüratım rerere rarara'nın manasını öğreniyorum. galatasaray'ın avrupa takımı idealinin kurulduğundan beri var olduğunu anlıyorum.
sonra hocalar değişiyor, oyuncular değişiyor. takım bazen iyi bazen kötü gidiyor. ben onu sevmeye devam ediyorum. belki ulubatlı'nın etkisi, belki biraz frankofonluk...
sonra o geliyor. önceleri hepimiz ona bayılıyoruz. başarı istiyor. hırslı. ilk senesinde kaç puan geriye düşerse düşsün yarışı bırakmıyor ve galatasaray, muazzam bir şampiyonluk kazanıyor. ikinci, üçüncü sene hep böyle gidiyor. takım harika, türkiye'de kimse karşısına çıkamıyor, avrupa'da başarı yakın gibi görünüyor. ama bu adamda hoşlanmadığım bir şey var. (bu arada birkaç kez takımı staddan seyrediyorum, "izmirli köpekler istanbul'u destekler" sloganları altında)
dördünce sene, uefa kupasını kaldırıyor bülent korkmaz ve hakan şükür. kadroya bakıyorum. benim galatasaraylı olduğumu anladığım günler gibi, feldkamp'a sessizce teşekkür ediyorum. popescu'nun kullandığı son penaltıyı gözü yaşlı, kalbi çıkacak gibi seyrediyoruz: biz ve bütün türkiye.
vur uleeeen! vuruyor. ağlamak istiyoruz ercan taner'le birlikte ve ağlıyoruz. onu görüyorum. artık onu sevmediğime karar vermiştim, taşralı bir milliyetçiydi, hatta türkiye'nin bir dönem bütün faili meçhullerinde imzası bulunan birini kulüp fotoğrafına soktuğu için ondan nefret ediyordum. ama o da ağlıyor. beraber ağlıyoruz. ona da teşekkür ediyorum yine de.
şimdi neredeyse altı yıl sonra tafarel'in kurtarışlarını, hagi'yi, efsane orta sahayı düşünüyorum.
o gidiyor, rahatlıyorum.
saçlarını çok beğendiğim lucescu geliyor. sakin. ama sıkıcı bir futbol oynuyor takım. yine de gitmesine en çok üzüldüğüm futbolcu jardel'in golüyle bu sefer süper kupayı istanbula getiriyorlar.
gerisi çok çok yakın tarih, biliyorsunuz... o yine geldi. bu sefer ondan iyice nefret ettim. meğer cihan imparatoru filan değilmiş. dünyanın en büyük kulüplerinden birinden kovulup, egosunu tatmin etmek için dönmüş. ilkel bir futbol oynatıyor. ve futbol seyretmeyi bırakıyorum (premier ligi değil elbette, büyüksün blackburn). o varken galatasaray'ı uzaktan ama aynı sevgiyle sevmeye karar veriyorum. çünkü onun abartılı jestlerine, ne idüğü belirsiz mimiklerine dayanamıyorum. futbolundan artık hoşlanmıyorum ve etik-estetik-ideolojik değerlerim beni maçları seyretmekten alı koyuyor.
şanssız bir yüzüncü yıldan sonra bu sefer eric gerets geçiyor takımın başına. galatasaray gole dönük, mücadele eden bir futbol oynuyor. art arda galibiyetler alıyor.
ama başka bir şey daha var. takımdaki her oyuncu hem futbolu hem galatasaray'ı sevdiği için oynuyor. aylardır kimse para almadığı halde takım şampiyonluğa ilerliyor. artık eskisi gibi maç seyredebiliyorum. takımıma inancım tam. eski günleri filan özlemiyorum.
çünkü ben asrı saadete iç çekmek için değil gelecek günler için yetiştirildim.
inanıyorum.
|