Türk Punk Forum

KaraÅŸimÅŸeK
Defence Group Wing Tsun Bonn
Sistem saati: 05 Eylül 2008 16:37

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 13 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: Üniversiteliler Yol Ayrımında
İletiTarih: 02 Åžubat 2007 01:20 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 02 Şubat 2007 00:11
İleti: 1822
Konum: Eskisehir
Üniversiteliler Yol Ayrımında: ‘Kamu’suz Neo-liberal Üniversite mi, Yeni Bir Kamusal Üniversite mi?

“YA ONU HALKA VERİRSİNİZ, YA HALK GELİP ONU ALIR”
Üniversiteliler Yol Ayrımında: ‘Kamu’suz Neo-liberal Üniversite mi, Yeni Bir Kamusal Üniversite mi?*

Görkemli yıldönümü kutlamalarına, gösteriÅŸli tanıtım broşürlerine, kendilerine anlamlı amblemler çizdirtip piyasa dilli ve Atatürk referanslı sloganlar uydurtup marÅŸlar yazdırarak yaptıkları kepli/havaya kep fırlatmalı, cübbeli/cübbe savurmalı mezuniyet törenlerine, ÅŸirket CEO’su ‘makamı’nın önemine uygun biçimde döşenmiÅŸ ‘makam odalarına’, cübbeli ‘kutsal mahal’ ziyaretlerine, ‘ayrıcalıklı’ öğrenci party’lerine, en AB endeksli yapılarına ve bünyelerinde sahip oldukları prestijli duayenlerine raÄŸmen egemen üniversite modeli halkın/öğrencilerin hiçbir sorununa çözüm üretemiyor! Artık egemenler tarafından istenilen üniversite ve aydın ‘modeli’ halkın nazarında iflas etmiÅŸtir. ‘Sürekli’ kendisini ‘darbeleyen’ siyasi iktidar/kolluk gücü ve sermayeden mürekkep ‘egemen blok’un kendisine uyguladığı basıncı, neo-liberal politikaların üniversitede olgunlaÅŸmasıyla birlikte içselleÅŸtirerek, artık bir ‘baskı’ olarak hissetmeyen üniversite ve üniversiteli aydın, kendisini kendisi yapan deÄŸerler sistemini yitirmiÅŸtir. O yüzdendir ki ‘artık sahip olmadığı’ deÄŸerlerine indirilen ‘darbeleri’ hissetmemekte ve tepki göstermemektedir! İlkin asker elbiseleriyle ‘girdiÄŸi’ üniversitenin ‘bilimsel ortamında’ bir televizyon programına konuk olan ‘darbeci’ Kenan Evren’in her sözüne alkış tutmaktan nasırlaÅŸan ‘akademik eller’ bunun en iyi örneÄŸidir.

“Sahiden kötüdür köle ahlakı, Efendinin ahlakının sona ermeyiÅŸidir.”
Theodor W. Adorno

Ama her devrimci deÄŸiÅŸim döneminde olduÄŸu gibi, bu dönem de ‘taraflar’ kendi aydınlarını yetiÅŸtiriyor. MuÄŸla Üniversitesi’nde ‘darbeci’ Kenan Evren’i alkışlayan ‘eller’in içeriye almadığı aydın /devrimci öğrenciler ve Ege Üniversitesi’nde öldürülen Serkan EroÄŸlu’nun anmasında polisin, akademisyen ve öğrencilere/üniversiteye müdahale etmesini protesto eden; ve BaÅŸkent’te öğrencisine arka çıkarak “bakan kılıklı tüccarlara” üniversiteyi ‘dar’ eden ‘akademik eller’ de var! “Aklın kötümserliÄŸi, iradenin iyimserliÄŸi” der Gramsci.

Bugün üniversite ve onun asli unsurlarından biri olan üniversiteli aydın/akademisyen hiç olmadığı kadar nihai ve mecburi bir tercih yapma zorunluluÄŸuyla karşı karşıya. Bilginin metalaÅŸmasının ve bir kamusal alan olarak üniversitenin fikren ve fiilen topyekün tasfiyesi sürecinin dayatmış olduÄŸu bu zorunluluk, aynı zamanda topyekün özgürlüğün de olanağı olacaktır. Üniversiteli aydın/akademisyen’in bu konularda takınacağı politik tutum ve geliÅŸtireceÄŸi ahlak, 21.yy’ın üniversite/toplum modeli ve iliÅŸkisinin de nasıl olacağının ipuçlarını verecektir.
Bilgi üretimi kendi meÅŸruiyetini insanın özgürleÅŸme ereÄŸine mi, sermayenin kar motifine mi dayandıracaktır? Bilgi toplumsallaÅŸarak mı, ticarileÅŸerek mi yayılacaktır? Bilimsel bilgi, insanlığın evrensel bilgi haznesine ait ve kamusal kullanıma açık mı olacaktır yoksa mülkiyet rejimine ve meta iliÅŸkilerine mi tabi olacaktır? Ve nihayet bu çağın üniversiteli aydını, bilim etiÄŸini ve kendi yaÅŸam pratiÄŸini burjuvazinin iktidar etme ve piyasa ahlakıyla mı birleÅŸtirecek, yoksa “ezilenlerle kaynaÅŸma ahlakı” geliÅŸtirme doÄŸrultusunda mı kuracak? Kısacası, üniversite ve bilim 21.yy’da tarihsel olarak iki ilkeden hangisinin yörüngesinde (belirleyen ve belirlenen olarak) saf tutacak: “toplumsal mülkiyet ilkesi”nin (yani sosyalizmin) mi, yoksa “özel kapitalist mülkiyet ilkesi”nin mi?

Kısa Bir Tarih: Üniversite/Bilim Kimin Mirası?

Modern anlamda üniversite, Avrupa’da Aydınlanmanın güçlü politik ve felsefi geleneÄŸini de arkasına alarak, esasen burjuvazinin ‘devrimci’ dinamizminin çok yönlü ihtiyaçlarını karşılamak ve kapitalizmin topraktan kopartarak yeniden örgütlemek istediÄŸi toplumu inÅŸa etmekte kullanılmak üzere; tahakkümcü iktidarın yani devletin (ve kilisenin) dışında yine bu toplum tarafından üretilen tarihsel/kolektif ‘yaÅŸam bilgisini’ belirli bir merkezde toplama ve yeniden “bilimsel” olarak üretme saikiyle kurulmuÅŸtu. Artık, insanlığın ortak haznesindeki “evrensel bilginin” burjuva kamusal alan olarak mekanı üniversite olacaktı. AraÅŸtırma ve öğretim ilkelerinin birliÄŸine dayalı seküler yani dünyevi bilginin mekanı olan Alman-Fransız (Kara Avrupası) üniversite modeli ve ‘burjuva aydın tipi”, bilginin, iktidarın (siyasi-dini) dışında ve karşısında üretilebilirliÄŸinin doÄŸal sonucu olan “üniversitenin devletten özerkliÄŸi” ilkesini de bir ideal olarak yanına alarak oluÅŸtu.

Bu süreç, bilginin/bilimin bir taraftan kapitalist toplumda büyük (ve görece olumlu) ilerlemelerin kurucu öğesi olma yeteneÄŸini artırırken, diÄŸer taraftan bütünsel olarak “deÄŸiÅŸim deÄŸeri” karşısında “kullanım deÄŸeri” özelliÄŸini kaybetmeye baÅŸlayarak yani devrimci niteliÄŸini yitirme eÄŸilimine girerek parçalanmaya, uzmanlaÅŸmaya baÅŸlamasına ve halktan daha da kopmasına neden olan gerilimli bir süreçtir. Üniversitede bilimin bütünlüğünün bozulmuÅŸ haliyle doÄŸa ve toplum bilimleri, bu tarihsel kesitte toplum adı altında burjuva kamunun (yani özel mülkiyet sahibi erkeklerin oluÅŸturduÄŸu siyasal topluluÄŸun) ihtiyaç duyduÄŸu ekonomi-politiÄŸi ve devletin yönetim bilgisini üretmek ve yönetim elemanını yetiÅŸtirmek üzere ÅŸekillendirildi. Burjuvazi aynı zamanda ‘kamu’ya, etnik-dilsel-coÄŸrafi birlik varsayımına dayandırdığı ulus giysisini de giydirerek kendi özel çıkarlarını kamusal-ulusal çıkar olarak lanse edip üniversiteyi ve üniversiteli aydını da burjuva devlet ve kamu/ulus yani cumhuriyet adına konuÅŸan ve onları temsil eden ayrıcalıklı bir kesim olarak iÅŸlevlendirdi. Böylece aydın ve üniversiteyle, ‘gerçek anlamıyla’ toplum arasında sonuçları günümüze kadar uzanan bir kopukluÄŸun da temelleri atılmış oldu. Bir çeÅŸit ‘modern ruhban sınıf’ olarak toplumdan yalıtık, kendi davranış kalıbı ve diliyle bağımsız bir zümre olarak halkın korktuÄŸu ama çoÄŸu zaman itibar etmediÄŸi bir bilim toplumu oluÅŸtu.

Proletaryanın bağımsız bir sınıf olarak tarih sahnesine çıkması ve burjuvazinin ‘devrimci’ sıfatını kaybedip ‘gerici’ bir sınıf ÅŸeklini almaya baÅŸlaması, bilim ve üniversitenin ve genel olarak eÄŸitimin toplumdaki yerini daha da önemli hale getirdi. Topraktan kopartılarak kentlerde emek gücünden baÅŸka satacak hiçbir ÅŸeyi olmayan ve dahası ‘hayat bilgisi’ elinden alınıp tepeden tırnaÄŸa savunmasız kalan ‘mülksüz’ üreticinin temel insani ihtiyaçlarının toplumsallaÅŸtırılmış biçimde giderilmesi zorunluluÄŸu, işçi sınıfının politik mücadelesiyle birlikte burjuva kamusal alan ve kamusal/ulusal çıkar kavramlarının karşısına proleter kamusal alan kavramını çıkardı. Özellikle eÄŸitim, saÄŸlık ve iÅŸ/sosyal güvenlik alanlarında burjuvaziye ve onun devletine karşı elde edilen kazanımlarla ve bu süreçte oluÅŸan Gramsci’nin deyiÅŸiyle organik, ‘sol aydın’la birlikte üniversite kurumu ve bilgi/bilim, halkla ‘dolayımsız’ bir ÅŸekilde iliÅŸki kurabilme olanağına kavuÅŸtu. Üniversite, bilim ve bilim insanının her türlü tahakküm karşıtı entelektüel iÅŸlevi ve politik mücadelesi de iÅŸte bu tarihsel süreçte gerçek anlamda ete kemiÄŸe büründü.

Proletaryanın diÄŸer alanlarla birlikte eÄŸitim alanında ‘pratik ve politik’ kazanımlarıyla tariflenen süreç aslında bu dönemde bilimsel niteliÄŸine kavuÅŸan sosyalizmin yani toplumsal mülkiyet ilkesinin burjuvazinin özel kapitalist mülkiyet ilkesine karşı kazandığı tarihsel bir zaferdir. DiÄŸer bir deyiÅŸle insan ve doÄŸa ayrımına dayalı bakışıyla, uzmanlaÅŸmacı, yabancılaÅŸtırıcı ve tahakkümcü yapısıyla metafizik/pozitivist burjuva bilimi ve üniversite modeline karşı; insan/doÄŸa birlikteliÄŸine dayanan, üretiminde ve dolaşımında halkın yararının esas alındığı, bilimi felsefeden koparmayan, özgürleÅŸtirici yapısıyla sosyalizmin biliminin zaferidir! Bu iki ilke arasındaki çatışmanın ve sürekli sınıf mücadelesinin dolaysız gerçekleÅŸme alanı olarak kamusal alan ve bir kamusal alan olarak üniversite, bir taraftan sermayenin ve devletin bitmeyen isteklerini karşılama görevini üstlenirken diÄŸer taraftan kendisine yönelen her müdahalede gerçek-evrensel bilginin (doÄŸru bilginin) üreticisi sıfatıyla entelektüel/toplumdan yana taraf tutan bir militan ve ‘özerklik/bağımsızlık’ talebiyle politikleÅŸerek özgürlük mücadelesi veren toplumsal bir aktördür. Bu yüzdendir ki egemenler her dönem üniversitenin, üniversiteli aydının/akademisyenin ve elbette devrimci öğrencilerin üzerindeki kontrol ve denetimini mecburen faÅŸist yöntemlerle saÄŸlamak zorunda hissetmiÅŸtir kendisini. Unutmamak gerekir ki kapitalizmin tarihi bilim ‘ÅŸehitlerinin’ tarihidir!

Bugün tasfiye edildiÄŸi biçimiyle bir kamusal alan olarak üniversitenin özellikle 2.Dünya Savaşı sonrasından 1980’e kadar uzanan tarihsel zaman diliminde kristalize olan hali, aslında üniversiter mücadeleyi de kapsayacak ÅŸekilde sınıflar mücadelesinin ve sosyalizmin tarihsel bir döneminin bize bıraktığı (inanılmaz deneyim ve zenginliklerle dolu) mirastır. Emperyalizmin konjonktürel ihtiyaçlarının, sınıflar savaşımının girdiÄŸi dengenin ve soÄŸuk savaÅŸ döneminin zorlamaları altında tarihsel olarak ‘istisna’ diyebileceÄŸimiz bu tarihsel kesit (1945-1980) toplumsal mülkiyet ilkesinin ‘reformcu’ gerçekleÅŸme biçimine sahne olmuÅŸtur. Keynesyen uygulamalarla bilinen bu dönemin temel özelliÄŸi, egemenlerin evrensel, parasız sosyal hizmetler sisteminin bir parçası olarak eÄŸitimin ve özelinde üniversitenin bir kamusal alan olarak toplumun daha geniÅŸ bir kesimine açılmasını kabul etmek zorunda kalmasıdır. Yani her alanda önüne kar amacını ve piyasanın arz/talep ilkesini koyan sermayenin bu hedefini daha sonra gerçekleÅŸtirmek üzere kısmen rafa kaldırmasıdır.

Bu tarihsel kesit, emperyalizm döneminde bağımlı ülkelerde, sınıf mücadelesinin ve kapitalizmin geliÅŸme biçimlerindeki farklılıklar nedeniyle, emperyalist merkezlerde olduÄŸu gibi geliÅŸmiÅŸ bir sosyal haklar yelpazesini sahiplenen bir “refah devleti” ÅŸeklinde deÄŸil, sömürge kapitalizminin yukarıdan aÅŸağıya doÄŸru inÅŸası sürecinin bütün kurucu maliyetlerini üstlenen “otoriter bir kamu ekonomisi” biçiminde yaÅŸandı. Bunun, en azından Kara Avrupa’sı üniversite ve bilim geleneÄŸini sahiplenen, bizimki gibi sömürge kapitalizminin geçerli olduÄŸu bağımlı ülkelerin üniversitelerine, üniversiteli aydınına/akademisyenine ve bilim politikasına yansıması ise elbette farklı olmuÅŸtur.
Esasında, büyük siyasi mücadelelerle kazanılan bir alan olmasının ötesinde, siyasetin kendisinin kurulduÄŸu bir alan olarak kamusal alanın ‘kamu’su, bizde ‘siyasal vatandaÅŸlar toplumu’ ile özdeÅŸleÅŸmediÄŸi gibi, ‘ulus’ ve bu ulusun kalkındırılması gibi misyonları temsil eden otoriter kurumlar ve tam da dışında ve karşısında yer alan ‘devlet’le özdeÅŸleÅŸti. Sömürge tipi üniversite ve üniversiteli aydın/akademisyen de ‘baba’ devlet ve kamu/ulus adına yani cumhuriyet adına konuÅŸan ve onları temsil eden ayrıcalıklı bir kesim olarak, misyon yüklü bir kurumsallaÅŸma ile batıdan ödünç aldığı “burjuva bilim yönteminin”, yani pozitivizmin en kaba yorumlarıyla tarih sahnesinde yerini aldı. Nitekim, 1960’ların bilim politikasına damgasını vuran da “bilimin tarafsız, evrensel ve sınıflar üstü bir ‘kutsal’ öğreti olduÄŸunu vaaz eden pozitivizm” oldu. Ancak ‘60’ların sonlarında (1) Kıta Avrupası üniversite geleneÄŸini takip ediyor olmasının getirmiÅŸ olduÄŸu kürsü sistemi temelinde öğretim ve araÅŸtırmanın birlikteliÄŸine dayalı sistemin ve “görece” üniversite özerkliÄŸinin avantajını da kullanarak, (2) mücadele sahnesinde ağırlığını koymaya baÅŸlayan emekçi sınıfların ve gittikçe yoksullaÅŸan geniÅŸ halk yığınlarının etkisiyle ve (3) dünyadaki/Türkiye’deki devrimci rüzgarın yarattığı bilinç sıçramasıyla akademide ve akademi dışında, organik anlamda solcu aydın sahnedeki yerini alabildi. Artık çarpık da olsa bir kamusal alan olarak üniversite fikrinin ve “evrensel gerçeÄŸin bilgisinin (doÄŸrunun)” entelektüel/devrimci militanlığının yanında, üniversitenin ve ezilenlerin gerçek demokrasi mücadelesini Dev-Genç’le birlikte üniversiteli aydın/akademisyen de sırtlayacaktı. Hem de faÅŸizme hedef olma pahasına, faÅŸizme karşı mücadelede ön saflarda yer alarak. Dönemin devrimci atmosferinde, bir kamusal alan olarak üniversiteyi ve bilimi, entelektüel bir militan/devrimci olarak halk yararına iÅŸlevlendirmeyi kısmen de olsa baÅŸarıp, halk nazarında büyük bir prestij elde eden sol aydın, egemenlere biat eden geleneksel akademisyenin tersine halkın sözcüsü/vicdanı/temsilcisi sıfatıyla bilim ve üniversiteyle (Dev-Genç’le birlikte) simgeleÅŸtiÄŸi bir döneme girecektir.

1980 ve YÖK: Üniversitede Karşı-Devrim…

1980’le birlikte üniversite ve üniversiteli aydını ise, 12 Eylül’ün açık faÅŸizm icrasından ilk nasiplenenler olmuÅŸlardır. EÅŸ zamanlı olarak, halkın deÄŸil, fakat burjuva kamu/ulusun ruhban sınıfı olarak temsilcisi ve sözcüsü ‘saÄŸ aydınlar’ üniversite kadrolarına yerleÅŸtirilmiÅŸlerdir. Üniversite ve bilim iÄŸdiÅŸ edilerek özerk ve entelektüel/devrimci nitelikleri YÖK’ün askeri nizamıyla birlikte dumura uÄŸratılmıştır. Uzunca bir süre üniversiteli aydın/akademisyeninden uzak kalan üniversite ve bilim, halktan kopartılarak çaÄŸrıştırdığı ‘özgürlükçü’ niteliÄŸini yitirerek egemenlerin ihtiyaçları doÄŸrultusunda bir ideoloji üretim merkezi olarak yeniden yapılandırılmıştır. Devrimci dalganın önünün kanla kesildiÄŸi bu süreç, ülkede ve üniversitede neo-liberal politikaların uygulanabilmesinin önünü açmak için baÅŸlatılmıştır. Zira ilk kez “özel üniversite”lerin açılmasıyla bir ticaret kurumu niteliÄŸi kazanmaya baÅŸlayan “otoriter kamu ekonomisi”nin devlet/kamu üniversitesi, “otorite”sini kaybetmeye baÅŸlamakta ve kamusal niteliÄŸinde bir gedik açılmış olmaktadır.
Bilim ve üniversite açısından bu süreci bilginin metalaÅŸması ve bir kamusal alan olarak üniversitenin tasfiyesi programı izlemiÅŸtir. ‘Kamusal üniversite’ modeli yerine ‘giriÅŸimci üniversite’ modelinin geçirilmesiyle tanımlanan bu dönemde, arz ve talep yasalarının genel olarak eÄŸitim ve bilim/bilgi üzerinde hakimiyeti önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılması amacı güdülmektedir. Bilginin alınıp-satılabilen bir ÅŸey olmasının ötesinde, kapitalist üretim sürecinde bir girdi haline gelerek üretim sürecinin vazgeçilmez unsurlarından bir tanesi olması, bilimsel bilginin üretim merkezleri olarak üniversitelerin sermaye açısından yeniden ÅŸekillendirilmelerine neden olmuÅŸtur. Üretim süreci noktasında sanayiye eklemlenen üniversite, sermaye için ısmarlama bilgi üreten bir kurum; üniversiteli aydın/akademisyen ise hangi bilgiyi, nasıl üreteceÄŸine karar verme iradesini kaybederek, tarihsel olarak aydın (entelektüel militan) ceketini duvara asıp/asmak zorunda kalıp piyasanın ‘anketörü’, ‘bilgi işçisi’ haline gelmiÅŸtir.
Evrensel-eÅŸit-parasız sosyal hizmetler alanının piyasalaÅŸması süreciyle birlikte bir kamusal alan olma niteliÄŸini tüm boyutlarıyla yitirmekte olan üniversite ise kendisini yadsıyarak piyasanın ilkelerine göre hareket eden ‘esnek’ bir kurum olma yolunda ilerlemiÅŸtir. Her ÅŸeyde olduÄŸu gibi ‘kamusal’ içerikli bütün kavramlar/tanımlar piyasa kavramlarıyla yer deÄŸiÅŸtirmeye baÅŸlamıştır. Üniversite/ÅŸirket, öğrenci/müşteri vb. ya da Tayyip’in dediÄŸi gibi eÄŸitim bir hak deÄŸil, “bedeli ödenmesi gereken yarı kamusal bir hizmettir”.Bu baÄŸlamda bir yeniden tanımlama operasyonuyla karşı karşıyayız.

80’lerde köklerini bulan ve 90’larda baÅŸlayan her ÅŸeyi “yeniden tanımlama” operasyonu, sosyalizm ve sınıflar mücadelesi açısından tarihsel bir öneme sahiptir! Proletarya, tarih sahnesine çıktığı andan beri, kendi özel çıkarlarını toplumun/ulusun çıkarları olarak gösterme yeteneÄŸine sahip olan ‘burjuva kamusal alan’ın karşısına kendi/karşıt kamusal alanını çıkararak ve dahası burjuva entelektüel donanımının karşısında kendi/karşıt entelektüel donanımını yaratarak çok önemli bir silah elde etmiÅŸti. Öyle bir silah ki, hem bir mücadele/devrim bilgi donanımı hem de burjuva dünya/yaÅŸam tasavvurunu ‘aÅŸan’ bir entelektüel donanım. Daha basit bir ifadeyle proletarya, burjuva kavramlarının karşısına kendi kavramlarını çıkarmıştı. Pratik politik mücadelede elde ettiÄŸi her bir kazanım, aynı zamanda kendi kavramlarının burjuva kavramları karşısında bir zaferiydi. İşte halkların bilincine kazınan ve ‘kurumlara’ halkların bakış biçimini de tarifleyen bu kavramların burjuvazi tarafından da ‘görece’ kabul edilmek zorunda kaldığı bir dönemden yeni bir döneme geçiÅŸte uygulamaya konulan bir karşı devrim stratejisinin entelektüel/politik boyutudur yeniden tanımlama operasyonu. Bir dönemin “sosyal/ekonomik” yükünden kurtulmayı hedefleyen ve yeniden sömürgeleÅŸtirme politikalarıyla eÅŸ zamanlı geliÅŸtirilen bu operasyon, esasen çözülmüş olan bir dönemin proletaryasının karşıt kamusal alanına karşı, burjuva kamusal alanın yeniden hem de ilk kapsamını da aÅŸan bir ÅŸekilde inÅŸa/icra edilmesi amacını taşımaktadır. Bu amacın, emperyalist siyasi-askeri ‘zor’un kontrolünde ilerletilen neo-liberal ekonomik reformları/programları hayata geçirirken geniÅŸ çaplı bir ideolojik hegemonya alanı yaratmadan gerçekleÅŸtirilemeyeceÄŸi açıktır.

Bu baÄŸlamda üniversite, bir taraftan somut anlamda siyasi-askeri zorun kontrolünde sermayenin istilasına uÄŸrarken, bir taraftan da egemen ideolojik tezlerin üretim ve yayılma merkezi olarak örgütlenmektedir. Aynı zamanda üniversitenin kendisi de egemen ideolojik hegemonyanın yerleÅŸtiÄŸi bir alan haline gelmiÅŸtir. 90’ları piyasalaÅŸma ve bilginin metalaÅŸması sürecine eÅŸlik eden ‘tarihin sonu’ tezleriyle karşılayan üniversite, ‘yapı söküm’e uÄŸrayarak bütünlüğünü ve ‘tarih bilincini’ yitirmiÅŸ; dönemi karakterize eden (yansımasını sol’da da bulan) ‘elveda proletarya’ nakaratıyla tanımlanan ‘sınıftan kaçış’ eÄŸilimi, üniversite ve üniversiteli aydın/akademisyende de kendini göstermiÅŸtir. Bunu izleyen ‘siyasetten kaçış’, siyasetsizliÄŸin-iktidarsızlığın siyasetini üretmiÅŸ ve üniversitenin az da olsa kalan entelektüel muhalif potansiyeli de neo-liberal ideolojik alanın hegemonyasına dahil olmuÅŸtur. Dönemin ‘sol’ aydını da bu kaçış’ın sonunda nihayet “demokrat-sivil toplumcu-AB’ci, üniversite dostu/hayırsever/sponsor” para babalarının (egemenlerin) eteklerinin dibine kadar kaçabilmiÅŸtir. Kaçılansa elbette aslında halkın/toplumun sorunlarından velhasıl halktan baÅŸkası deÄŸildir. Üniversite öğrencileri açısındansa bu “kaçış” genel bir eÄŸilim olarak kendisini ‘siyasetten’, ‘memleket sorunlarından’ kaçışın ötesinde “üniversiteden kaçış” ve “kendi sorunlarından dahi kaçış” ÅŸeklinde göstermiÅŸtir. 90’ların bu kaçış eÄŸiliminden öte eÄŸitimin paralılaÅŸtırılmasına, üniversitelerin piyasalaÅŸtırılmasına ve genel olarak neo-liberal politikaların toplumda yarattığı tahribatlara ‘dur!’ diyebilense geliÅŸtirdiÄŸi özgün tarzı ve politikasıyla Öğrenci Koordinasyonu’nda ifadesini bulan ‘96 öğrenci hareketi olabilmiÅŸtir. Kamusal alanın tasfiyesi doÄŸrultusunda neo-liberalizmin ilk uygulamalarına karşı güçlü bir kitlesel tepki hareketi geliÅŸtirmesi ve akademisyenler baÅŸta olmak üzere toplumun bir çok kesimini de arkasına alarak dönemin en önemli demokratik mücadele örgütlerinden birisi olmasının yanında, sisteme karşı meÅŸru-militan çizgisi ve demokratik iÅŸleyiÅŸiyle aynı zamanda onu aÅŸan bir alternatif de olabilmiÅŸtir.

Yeni Bir Tarih Başlıyor

Neo-liberal politikaların olgunlaÅŸması/içselleÅŸmesiyle tarihsel yükünden epey ‘kurtulan’ burjuvazi bu ‘yük’ün, yani kamusal alanın ‘kamu’sunun yerini ÅŸimdi ‘ulus’ ve ‘küresel toplum’ gibi farazi kavramlarla doldurarak kendi kamusal alanını inÅŸa etmenin hesabında. Oysa temel yaÅŸamsal ihtiyaçlarını giderme yeteneÄŸi elinden alınan toplum, yani milyonlardan oluÅŸan yeni mülksüzler yığını, ne ‘küresel toplum’a sığar ne de ‘ulus’a! Bu baÄŸlamda yeni bir tarihsel eÅŸikte olduÄŸumuzun altını çizmekte fayda var. Bu noktada ‘kaçış’ eÄŸilimi deÄŸil, tehlikeli bir ‘geliÅŸ’ eÄŸilimi söz konusudur!

Bahsi geçen tarihsel eÅŸik, aynı zamanda oluÅŸmakta olan yeni proletaryanın karşıt kamusal alanını, ilk kapsamını da aÅŸan bir ÅŸekilde inÅŸa etmenin olanağını yaratmaktadır. Toplumsal mülkiyet ilkesinin reformcu gerçekleÅŸme biçiminin tarihsel olarak sırasını savdığı sabitken, devletten ve piyasadan ayrı bir ÅŸekilde oluÅŸturulacak yeni bir karşıt kamusal alan mücadelesi, siyasi mücadeleden ‘ayrı’ düşünülemeyeceÄŸi gibi devrim mücadelesinin ta kendisidir. Karşıt kamusal alan ve karşıt entelektüel donanım ise neo-liberal politikalara karşı verilecek sert savaşın içinde kazanılacaktır.

“…devrimci ve isyancı olarak benim küçük geçmiÅŸime dayanarak, Las Villas üniversitesinin ÅŸimdiki öğrencilerine eÄŸitimin kimseye bırakılan bir miras olmadığını ve ÅŸimdi görev yaptığımız eÄŸitim kurumunun kimsenin aldığı bir miras olmayıp Küba halkına ait olduÄŸunu anlatabilirim. Ya onu halka verirsiniz ya halk gelip onu alır”
Che Guevera

Üniversite/bilim ve üniversiter unsurların mücadelesi ise bu genel mücadelenin içersinde oldukça kritik bir yerde durmaktadır. İlk olarak, kendileri de piyasalaÅŸtırma politikalarından nasiplerini alan üniversite öğrencileri ve akademisyenler, kendi yaÅŸam alanlarında yani üniversitelerinde basit bir müşteri/ucuz iÅŸgücü konumuna düşmüşlerdir. Tarihsel/talihsiz bir ayrım olan kafa emeÄŸi-kol emeÄŸi ayrımından ilki paylarına düşen üniversiteliler güvencesiz, geleceksiz ve en temel insani ihtiyaçlarını gideremez bir durumdadırlar. İkinci olarak üniversiteli olmanın gerektirdiÄŸi her türlü iktidarın tahakkümünden özerk, özgür/demokratik ve söz/karar haklarının olduÄŸu bir üniversite ortamından mahrumdurlar. Bilginin üretim ve dolaşımı üzerindeki her türlü karar/denetim yeteneklerinden de yoksundurlar. Bu alanlarda geliÅŸtirilecek mücadele pratikleri doÄŸal olarak doÄŸrudan müşterileÅŸtirme, metalaÅŸtırma ve piyasa karşıtı olmak zorundadır. Egemenlerin tarif ettikleri “idari ve mali özerklik” safsatasının karşısında gerçek bir özerklik/demokratiklik mücadelesi ise doÄŸrudan siyasi mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.

Emperyalist sömürgecilik politikalarıyla deÄŸiÅŸen devlet-sermaye iliÅŸkilerinin karşısında üniversitelerin geri alınması mücadelesi aynı zamanda “piyasa ilkesini” geriletecek kamusal gedikler açmayı, hatta bahsi geçen sorunlara kamusal çözümler bulmayı dayatmaktadır. Fakat bu “kamu” bir dönem öncesinin “uzlaÅŸma” kamu’su olmayacak, tersine tam da devletin dışında ve karşısında oluÅŸturulacak “yeni bir demokratik kamu” olacaktır.

Bu çağın üniversiteli aydını, bilim etiÄŸini ve kendi yaÅŸam pratiÄŸini burjuvazinin iktidar etme ve piyasa ahlakıyla mı birleÅŸtirecek, yoksa “ezilenlerle kaynaÅŸma ahlakı” geliÅŸtirme doÄŸrultusunda mı kuracak? İşte bu noktada yeni bir demokratik kamunun oluÅŸumu ancak gençliÄŸin devrimci eyleminin öncülüğünde gerçekleÅŸecektir. Üniversitenin diÄŸer bileÅŸenlerini de bu mücadelede saflaÅŸtıracak temel, neo-liberal politikalara karşı geliÅŸen devrimci gençlik pratikleridir. Geri çektirilen her ulaşım zammı, barınma sorununa bulunan her kolektif çözüm, yemekhanelerdeki en ufak kazanımlar, parası ödenmeyen her transkript-öğrenci belgesi-öğrenci kimliÄŸi, ve giderek ödenmeyen her harç, neo-liberal üniversite modeline ‘kamusal’ gedikler açacaktır. Bilgi üretim ve dolaşım süreçlerinde var olan modelden kopan her akademisyen ‘bilgi oligarÅŸisi’ni rahatsız edecektir. Neo-liberal politikaların doÄŸrudan yansıdığı bir yer olarak üniversitelerin yeni bir karşıt kamusal alan olarak örgütlenmesinin tüm toplum için yaratacağı ‘öncü’ ve ‘entelektüel/militan’ etki ise tahmin edilenden çok daha büyük olacaktır.


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 02 Åžubat 2007 12:38 
Çevrimdışı
HC-Shouter
Kullanıcı avatarı
 WWW  Profile bak

Kayıt: 21 Mart 2005 18:14
İleti: 468
Konum: ist-esk
sürttürseler okumam.

_________________
AÄŸlarsa anam aÄŸlar gerisi ninja kaplumbaÄŸalar..


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 02 Åžubat 2007 12:43 
Çevrimdışı
Überpunk
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 21 Mayıs 2006 16:37
İleti: 229
kopyala yapıştırın linkini ver,kendi yorumunu yap azıcık.

_________________
abcçdefgğhıijklmnoiöprsştuüvyz


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 02 Åžubat 2007 19:40 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 02 Şubat 2007 00:11
İleti: 1822
Konum: Eskisehir
Ben bunları zaten okudum.Önemli olan sizlerin okuması.Ben burada yukarıda yazan şeyleri anlatsam hiç umurnuzda olmaz.Çünkü anlatamam.Yada çok genel geçerim.Oda bana göre olmaz.

_________________
tüm mesajlarn %1,00'i http://www.umutkahya.deviantart.com


Oy vermek sistem değiştirseydi, yasa dışı ilan edilirdi.


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 02 Åžubat 2007 20:38 
Çevrimdışı
Überpunk
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 21 Mayıs 2006 16:37
İleti: 229
sen kendini yorumunu et diyorum.
sen ne düşünüyorsun bu konuda.

_________________
abcçdefgğhıijklmnoiöprsştuüvyz


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 03 Åžubat 2007 03:28 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 02 Şubat 2007 00:11
İleti: 1822
Konum: Eskisehir
KENDİ YORUMUM


Öncelikle belirtilen konu çok önemli bir konu.12 Eylül'den sonra üniversite gençliğini tepkisizleştirme hareketinin ve ilim üretmek yerine tamemen liberal politikalara hazırlama yerlerine dönüştürülmüştür üniversiteler.Buna da en iyi örnekler holding üniversiteleri olan Sabancı,Koç,TOBB vb. gibi üniversiteler.Bu üniversitelerde okuyan öğrencilere ilim üretecek bilgi verileceğine mezun olduktan sonra insanlık yararına birşeyler üretme yapma isteği verileceğine,bu üniversitelerde şu holdingde staj yapma imkanı vari şeylerle daha üniversiteye girmeden öğrencileri liberalizme alıştırma çalışıyorlar hatta alıştırıyorlar.Buna karşı çıkanlarıda zaten örnekler mevcuttur ya üniversiteden atıyorlar veya ağır disiplin cezaları ile susturmaya çalışıyorlar.

Bunun en büyük nedeni nedir? Tabi ki 12 Eylül darbesinden sonra yartılmaya çalışılan ve başarılan tepkisiz üniversite toplumudur.O yüzden ''ÜNİVERSİTELİ'' olma kavramına sahip çıkmıyor.Tepki göstermiyor.Birşey üretmiyor.


Burada önemli olan bir diğer konu ise.Bu sistem içinde kendi karşıtlarını diğer herşey gibi yaratıyor.En başından beri vardı.Ancak gitgide büyüyor.Zaten sosyal devlet anlayışını temelinde yatan ve bizim sözde yasalarımızla korunan bu devlet anlayışı yerlerde sürünmekte.Çünkü eğitim ve sağlığın özel sektör haline geldiği ortadadır.Ve bu duruma karşı çıkan kesim de gitgide büyümekte.Marx'ında dediği gibi kapitalizm insanları etkilemeye başladığında zaten çökmeyede başlamış demektir.


Üniversitelerin tarihinden bu yana beraber doğan özerklik konusunda bu kadar faşişt ve liberal , pragmatist yaklaşımlarından dolayı kaybolmaktadır.Çünkü üniversitenin özerkliği demek onu yönlendirememek kendine çalışacak adam yetiştirememek demektir.Bu özerkliği de İstanbul Üniversitesinde ve birçok üniversitede hakim olan faşişt yöntemlerle engellenmeye çalışılmaktadır.

_________________
tüm mesajlarn %1,00'i http://www.umutkahya.deviantart.com


Oy vermek sistem değiştirseydi, yasa dışı ilan edilirdi.


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 03 Åžubat 2007 17:47 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 21 Nisan 2004 19:07
İleti: 981
tepki göstermekle bişey üretmek aynı şey değil. bunları virgülle ayırıp aynı cümle içinde kullanman bir yakınlık oluşturmaz. aynı şey çoğu zaman yanyana olsalar da faşist ve liberal kelimeleri için de geçerli değil. bir kısmı faşist, bir kısmı liberaldir. bunlar genel olarak kelime dağarcığımızın "kötü" tarafında yer aldığı için sevmediğin işine gelmeyen şeylere bu etiketleri yapıştırmakla bir düşünce üretmiş olmuyorsun. ona buna karşı çıkarak, tepki göstererek de birşey üretmiş olmuyorsun. ben üniversitelerdeki sol ağırlıklı öğrenci örgütlerinin uyduruk bildirilerden başka birşey ürettiğini görmedim. sadece tepki var. ben de böyle askere alır gibi adam toplama peşindeki çay, sigara ve beyin tüketimi örgütlenmelere ekstradan gıcık olurum. buraya gelip bu bildirileri kendi fikri gibi yazanlara da cevabını vermeyi görev bilirim. burasının kendi aklıyla düşünen insanların bulunduğu bir yer olduğunu düşünmeyi severim. düşmanımın düşmanı da benim dostum değildir.

ha son olarak; bence sen gerizekalısın.

_________________
müzik: http://www.soundclick.com/zibidiler http://www.myspace.com/komikgunler (username:ispanyolcuceleri@yahoo.com pass:kekos üye olun lan)


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 03 Åžubat 2007 19:02 
Çevrimdışı
Führer
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 13 Ocak 2005 15:38
İleti: 416
Konum: ÅŸiÅŸe dibinden
adam güzel şeyler demiş kerem ne celalleniyon

_________________
postal fetişistleri, hamburger milliyetçileri; defolun gidin la bu dünyadan


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 03 Åžubat 2007 19:05 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 02 Şubat 2007 00:11
İleti: 1822
Konum: Eskisehir
NORMALkerem yazdı:
tepki göstermekle bişey üretmek aynı şey değil. bunları virgülle ayırıp aynı cümle içinde kullanman bir yakınlık oluşturmaz. aynı şey çoğu zaman yanyana olsalar da faşist ve liberal kelimeleri için de geçerli değil. bir kısmı faşist, bir kısmı liberaldir. bunlar genel olarak kelime dağarcığımızın "kötü" tarafında yer aldığı için sevmediğin işine gelmeyen şeylere bu etiketleri yapıştırmakla bir düşünce üretmiş olmuyorsun. ona buna karşı çıkarak, tepki göstererek de birşey üretmiş olmuyorsun. ben üniversitelerdeki sol ağırlıklı öğrenci örgütlerinin uyduruk bildirilerden başka birşey ürettiğini görmedim. sadece tepki var. ben de böyle askere alır gibi adam toplama peşindeki çay, sigara ve beyin tüketimi örgütlenmelere ekstradan gıcık olurum. buraya gelip bu bildirileri kendi fikri gibi yazanlara da cevabını vermeyi görev bilirim. burasının kendi aklıyla düşünen insanların bulunduğu bir yer olduğunu düşünmeyi severim. düşmanımın düşmanı da benim dostum değildir.

ha son olarak; bence sen gerizekalısın.



İnsanlara saygı duymak ne demek olduğunu bizzat sen bilmediğin için senden bir halt olmayacağı açık zaten.O yüzden senin okumanı istemiyorum.Sen okusan dahi ondan birşey kapamazsın.Bir yerde doğru söylüyorsun.Sol şuanda çok dağınık ancak bu toplanma fikirlerini üretecek ve gösterecek de bizleriz başkaları değil.Ancak sen değilsin.Ayrıca yukarıda yazdıklarım da tamemen benim fikirlerim ben kimsenin fikirlerini çalmam.SAYGI DUYARIM


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 04 Åžubat 2007 10:28 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 21 Nisan 2004 19:07
İleti: 981
nerde güzel şeyler söylemiş ya.. bu kadar tekrarlanan şeyler güzel olmaz. bak benden bi halt olmazmış! ondan ne haltlar olacağını göreceğiz ama ne yaşını ne de şu "ürettiği" şeyleri göstermiyo. tekrarlayalım; bildiri üretmek, üretmek değildir.

olum bunlar senin fikirlerin değil lan anlasana.. bu yazdıkların düsturlar.. alırsın bi parçasını koyarsın google'a aynı içerikte 100 tane makale çıkar. ona fikir çalmak denmez, papağan gibi tekrarlamak denir. hiç merak etme her dediğini okuyup cevabını vereceğim. okuyan da ya sana katılır ya bana. bu papağanlıkları burada cevapsız bırakmam.

ee neyse...
ne demiÅŸler: deniz, mahir, ulaÅŸ; mezuniyete kadar savaÅŸ.

"insanlara saygı duymak ne demek olduğunu"
"insanlara saygı duymanın ne demek olduğunu" heyecanlanma. yavaş yavaş... kişisele giriyorsak; sen de ne olduğunu belli et ki; boşa sopa sallamayalım.

"sen okusan dahi ondan bişey kapamazsın"
senin dediğine karşı konuşanlar, dediklerini anlamıyordur. bu kibir nereden? senin dediklerin allah kelamı mı? doğrusunu senin bildiğine nasıl bu kadar eminsin?
belki birileri senden çok okudu, uğraştı da, senden daha ilerisini görüyor. senin dediklerine saçma diyor. cahil, dar görüşlü insanın tepkisi budur: "olur mu canım, bunlar düpedüz doğru. benim dediklerim hiç yanlış olur mu. allah allah resmen küfür bunlar."

_________________
müzik: http://www.soundclick.com/zibidiler http://www.myspace.com/komikgunler (username:ispanyolcuceleri@yahoo.com pass:kekos üye olun lan)


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 04 Åžubat 2007 20:31 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 02 Şubat 2007 00:11
İleti: 1822
Konum: Eskisehir
Ben kesin doğrudur diye birşey söylemiyorum ancak savunduğum şeye de ''YANLIŞ TA OLABİLİR'' demek çok saçma geliyor bana sonuçta ondan ne kaparsan her görüşte ve çeşitte insanın eğer ilgileniyorsa birşeyler kapar diye düşünüyorum.

Tekrarla tekrarlama sen bana ne dedin kendi yorumların elbet diğerlerine benzeyecek çünkü düşüncelerimiz aynı kelimeler farklı olabilir ancak özü aynıdır.Farklı olması beklenemez zaten.


Neden biz bunları insanlara okutmaya çalışıyoruz çünkü yaratılan sol karşıtlığını kırmaya insanları çekmeye çalışıyoruz.Tabi şuanda uygulananlar sol için bile doğru değil o ayrı mesele.

_________________
tüm mesajlarn %1,00'i http://www.umutkahya.deviantart.com


Oy vermek sistem değiştirseydi, yasa dışı ilan edilirdi.


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 05 Åžubat 2007 00:05 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 21 Nisan 2004 19:07
İleti: 981
doğrusu: "yanlış da olabilir" (bunu yapmaktan garip bi zevk alıyorum... fresh meat!!!)

"benim fikirlerim yanlış olabilir" demeyen insan cahil ve dar görüşlüdür. en somut kesin sandığımız bilgilerimiz bile bir çeşit inanç iken; bunlar en temelsiz inançlardır.
şöyle:
"sosyal durumun böyle olması daha iyi olur" demek belirsiz bir fikirdir.
"farklı bir ekonomik düzenlemeyle ortalama refah artırılabilir" demek destekli bir öngörüdür.
"bu düzende insanlar daha mutlu olur" demek daha az destekli bir öngörüdür.
"bu düzen insanın doğasına daha uygundur" demek düpedüz atmasyondur.
"buraya giden yol budur, bu da cennettir" demek bildiğin desteksiz propagandadır.

ama propagandayla direkt bir sorunumuz yok. bizim işimiz çürütmeyle. sen ortaya koy, ben çürüteyim. çürümediği ölçüde sağlamdır. ama ortaya doğru düzgün net şekilde koy ki, kaypaklık olmasın.

ha: "saygı"ya gelince; o da sığınaktır. saygısızsam, dediğim hiçbirşey geçerliliğini yitirmez. "saygısız" diye üste çıkabilirsin; eline koz vermiş olurum. ama o kozlar protokollerde geçer. burada sökmez. bilginin arkeolojisinden sonra saygının arkeolojisini de yapabiliriz istersen. sandığın kadar sağlam bir duvar değil o yaslandığın.

_________________
müzik: http://www.soundclick.com/zibidiler http://www.myspace.com/komikgunler (username:ispanyolcuceleri@yahoo.com pass:kekos üye olun lan)


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 05 Åžubat 2007 19:04 
Çevrimdışı
Hardliner
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 02 Şubat 2007 00:11
İleti: 1822
Konum: Eskisehir
ben benim görüşüm yanlış DA olabilir demicem demiyorum sadece konuyu konuşurken veya yazarken bu belirtilmez diğer türlü senin dediğin gibi bu cahilliğin daniskasıdır.bir bilgi yanlış değildir gibi birşey olmaz.


Sayfa başı
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 13 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group  
Design By Poker Bandits  
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
phpBB SEO