|
ÅŸimdi deÄŸilse ne zaman, biz deÄŸilsek kim?
DIŞARDAN DEĞİL İÇERDEN BİR MÜCADELEYİ ÖRGÜTLEMEYE
“Haydi, gençler siyasete” pankartlarıyla sokakları süsleyen AKP, milletvekili seçilme yaşını 25’e indirerek gençliÄŸe açtığı “büyük” siyaset alanına çağırıyor bizleri. GençliÄŸe çaÄŸrı yapan sadece iktidar deÄŸil ki, tüm siyasi partiler gençlik kollarına, liberaller ulusal öğrenci konseyine, 60’ların gerici-faÅŸistleri yeniden kurmaya çalıştıkları Milli Türk Talebe BirliÄŸi’ne çağırıyor gençliÄŸi. Tabii bir de aynı yöntemlerle soldan yapılan öğrenci sendikasına katılın çaÄŸrıları var. Ülkede seçimlerin yaklaÅŸtığı bugünlerde hiç bir zaman ülkenin geleceÄŸine dair alınan kararların öznesi olamayan ama her zaman “gelecek sizin ellerinizde” denilen gençlik bir kez daha ikiyüzlü siyasetin imdadına çaÄŸrılıyor. Peki, ülke siyasetinin iktidar oyunlarına sahne olduÄŸu böyle zamanlarda hep tepeden yapılan çaÄŸrıların alkışçısı olması istenen gençliÄŸin egemen siyaset dışında kendi durduÄŸu yerden kurabileceÄŸi bir siyaset alanı ve gelecek hayali olamaz mı? Ya da gençliÄŸi siyasete çağıranlar her gün daha fazla piyasanın kurallarına sürüklenen düzenlerinde gençliÄŸe ne vaat edebilir? Her türlü fikrin ve eylemin yasaklandığı, eÄŸitim almanın lüks haline geldiÄŸi ülkede, gençliÄŸe parasız eÄŸitim mi vaat ediyorlar, demokratik ve özgür bir üniversite mi?
Türkiye egemenleri elbette ki ne özgürlük ne de insanca bir yaÅŸam vaadiyle çağırıyor gençliÄŸi. Onlar, gençliÄŸi koltuklarını saÄŸlamlaÅŸtırmak için kendi aralarında sürdürdükleri iktidar kavgasında taraf olmaya çağırıyor. YaÅŸananlar ikili bir seçim sürecine giren Türkiye’de, gençliÄŸin egemenler arası cepheleÅŸmenin içinde rol almaya zorlanmasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil. CumhurbaÅŸkanlığı ve genel seçimler yaklaşırken, AB ve OrtadoÄŸu’da yeni bir döneme girmeye hazırlanan ABD projesinin bir parçası olma yönünde önemli bir rol kapan AKP, sırtını dayadığı emperyalistlerden aldığı güçle, ülke içi iktidar yarışında şımarık adımlar atıyor. AKP’nin karşısında, özellikle CumhurbaÅŸkanlığını AKP’ye bırakmamaya çalışan ulusalcı cephe, Türkiye rejimine sirayet etmiÅŸ konularda gerilimi tırmandırıp kendi cephesini güçlendirmeye çalışıyor. Kıbrıs, Kürt sorunu, laiklik gibi konular bu cephenin yarattığı milliyetçi havayı körüklüyor.
Seçimler öncesi egemenler arası cepheleÅŸmenin belirginleÅŸmesi, liberal projelerin iÅŸleyiÅŸinde sorun yaratmıyor. IMF ile yeni bir borçlanma dönemi baÅŸlarken, saÄŸlık reformu, yeni vergilendirme sistemi, özelleÅŸtirmeler devam ediyor. Ankara’daki iktidar kavgası sokakta kamusal alanın talanı, toplumsal muhalefete dönük artan baskılar ve faÅŸist saldırılar ÅŸeklinde yaÅŸanıyor.
Siyasetin bu kadar yukardan yürüdüğü ve halkın, hakları gasp edilirken karşısındaki zorba devlet aygıtına sesini yükseltemediÄŸi bu dönemde, solun bu sorunlara karşı bütünlüklü bir mücadele programı hayata geçirmesi gerekmektedir. Kamusal alanın tasfiyesine karşı mücadele, OrtadoÄŸu’daki emperyalist iÅŸgale karşı mücadeleyle, Kürt sorununa demokratik bir çözüm mücadelesiyle ve artan baskılara karşı gerçek bir halk demokrasisi kurma mücadelesiyle birleÅŸtirilmelidir.
Ülkede yaÅŸanan siyasi çekiÅŸmenin üniversitelere yansımaması düşünülemez. Milli EÄŸitim Åžurasında İmam Hatip liselilerin üniversiteye giriÅŸiyle ilgili çıkan kriz, 15 yeni üniversiteye atanacak rektörleri kimin atayacağı konusuyla devam etti. Bütçeleri neredeyse tamamen kesilen üniversitelerin rektörleriyse, 2007 bütçesinde üniversitelere daha çok pay ayrılmasını isteyeceklerine, tüccar kafasıyla mali özeklik istedi. Üniversiteyi sermayenin kar alanı haline getirenler, üniversitesini sahiplenen öğrencileri soruÅŸturuyor, özel güvenlik ve polisi saldırtıyor. Dahası Aralık ayı boyunca üniversitelerde artan faÅŸist saldırılarla her dönem muhalefetin önünde devletin sokak gücü olan sivil faÅŸistlerin yeniden sahneye çıktığını görüyoruz. Bugün üniversitelerde faÅŸizme karşı mücadele gençlik hareketinin önemli baÅŸlıklarından biri haline gelmektedir. Bu mücadele sivil faÅŸistlerin saldırılarına karşı cevap verebilmeyi gerektirdiÄŸi kadar, ülkede milliyetçilik fikrinin fazlaca prim yaptığı bu günlerde üniversitelileri ideolojik olarak, kitlesel bir ÅŸekilde faÅŸizme karşı mücadeleye katmayı da gerektirmektedir. Üniversitelerdeki faÅŸist saldırılar karşısında Ankara ve Mersin’de örgütlenen toplumsal muhalefetin diÄŸer bileÅŸenlerini ve öğretim üyelerini de taraf edebilen eylemler bundan sonraki süreç için örnek oluÅŸturmaktadır.
Üniversitelerde faÅŸist saldırılar karşısında yeniden bir toparlanma sürecine giren sol, maalesef bu dönemki bir aradalığını sene başından beri üniversitelerde yaÅŸanan sermaye ve üniversite yönetimlerinin saldırısı karşısında gösteremedi. 6 Kasım eylemlerinin bölük pörçük ve genel olarak gençlik mücadelesinin ana sorunlarını merkezine almayan eylemler ÅŸeklinde örgütlenmesi, İ.Ü. Beyazıt kampusu gibi yerlerde artan yönetim baskısı karşısında çarenin üniversite dışında, solu birleÅŸtirip güç toplamakta aranması, UludaÄŸ Üniversitesi’ndeki ulaşım eylemleri sürecinde olduÄŸu gibi, militanlık kavramının slogan atmaya, jandarmayla çatışmaya daraltılması ve geliÅŸen sürecin iyi tahlil edilememesi… Tüm bunlar gençlik mücadelesinin hanesine daha ileriyi gösterecek fırsatların heba edilmesi olarak geçmektedir. Üniversitelerde ticarileÅŸmenin yarattığı sorunlar bu kadar ortadayken ve gençliÄŸe yapılan tüm yukardan çaÄŸrıları bertaraf edebilecek aÅŸağıdan alternatif bir üniversiteli kimliÄŸi oluÅŸturma olanağı varken, gençlik mücadelesinin yaÅŸadığı tıkanıklığı aÅŸmanın yolunu üniversite dışında ya da “güçsüzlerin” birliÄŸinde aramak boÅŸuna. Üniversitelere “komünist” bir program önermek her ÅŸeyi emperyalizme baÄŸlayıp mücadelenin güncel ihtiyaçları emperyalizmden bağımsızmış gibi davranmakla olmaz. Üniversitelerde soruÅŸturmalara karşı mücadele etmek, kampuslarda yönetimle karşı karşıya gelmekten kaçarak, sadece ve sadece aydınları toplayıp deklarasyonlar yayınlayarak olmaz. Gençlik mücadelesinin bir adım ileri gidebileceÄŸi bu dönemi tıkayan bu eÄŸilimler asla onaylanamaz. Tüm bunlara raÄŸmen bu sene gençlik mücadelesi açısından bir yenilenme ve kuruluÅŸ dönemi olarak yaÅŸandı. Bu sene atılan her gerçekçi adımın karşılık bulduÄŸu ve Adana’dan İstanbul’a kadar ulaşım sorunu, yemek zamları, barınma sorunu, kayıt paraları, faÅŸist saldırılar karşısında gençliÄŸin doÄŸru eylem çizgisi ve tarzına katılım gösterdiÄŸini gördük. Bu dönem üniversitenin içinde yaratılan ticarileÅŸme karşıtı duyarlılığı toplumun gündemine taşıma konusunda baÅŸarılı bir örnek Öğrenci Kolektifleri’nin “Herkese eÅŸit, parasız, nitelikli bir üniversite eÄŸitimi” kampanyası oldu. Ancak kampanya sürecinde kurulan iliÅŸkiler ve hareket tarzı Ankara’da yapılan meclise imzaları götürme eylemine yansıtılamadı. Birçok ilde birden örgütlenen ve üniversiteler açıldığında kayıt paralarını ödememe eylemleriyle devam eden kampanyanın illerde yarattığı hareketliliÄŸi Ankara merkezine taşıyamamasında, toplumsal muhalefetin geçirdiÄŸi durgunluk dönemi, gençliÄŸin eyleme geçerek hak kazanımları saÄŸlayabileceÄŸine olan inancının zayıflığı, parasız eÄŸitim talebinin muhatabının meclis olduÄŸuna ikna olmama, polis korkusu gibi nedenler etkili oldu. Ancak tüm bu nesnel nedenleri bir kenar bırakırsak, eylem örgütçülüğü ve ele alınan konunun yeterince anlatılamaması gibi daha temel birkaç sorundan bahsedebiliriz.
Her şeyden önce kamusal alanın tasfiyesine karşı mücadelenin bir parçası olan parasız eğitim mücadelesi ne tek başına sosyal bir taleptir ne de ekonomik. Parasız eğitim talebinin genelleştirilememesi üniversitelerde gelişen refleks eylemlerin ya da ticarileşmeye karşı oluşturulan canlanmanın şekil değiştirememesine neden olmaktadır. Örneğin yemek zamlarına karşı eylemler, yaygınlaştırılıp bütçeden eğitime daha çok pay isteme eylemlerine dönüşmemektedir. Ya da ulaşım sorununa karşı bir kampusta yüzlerce öğrenci yürürken aynı taleple meclisi hedef alarak yapılan eyleme öğrenciler gelmemektedir. Parasız eğitim talebinin sadece sosyal-ekonomik bir talep olarak algılanması, ezbere ve tek yönlü bir mücadele tarzını da doğurmaktadır. Aynı sloganla benzer konularda benzer eylemler tekrarlanmaktadır. Oysa her alanı kar hırsıyla piyasaya açılan üniversitelerde, piyasalaştırmanın tek sonucu paralılaşan üniversite içi hizmetler ya da akademik sorunlar değildir. Piyasalaştırma, üniversitenin bütün alanlarına, dahası üniversiteli kimliğine dönük bir saldırı olarak yaşanmaktadır ve anti-demokratik uygulamalardan sosyal kültürel alanlardaki zayıflamaya kadar birçok sonucu doğurmaktadır. Parasız eğitim talebi toplum yaşamının temel ihtiyaçlarından olan eğitim hakkının gaspına karşı oluşturulan siyasi bir mücadelenin başlığıdır. Kamusal alanın tasfiyesiyle somutlanan yeniden sömürgeleştirme politikalarını hedef olarak göstermektedir. Üniversitede parasız eğitim mücadelesi vermek, yeni bir demokratik kamu alanının ve yeni bir üniversiteli kimliğinin yaratılması sürecidir de.
Parasız eğitim mücadelesinin çeşitli hak kazanımları ve alternatif bir üniversiteli kimliği yaratarak tamamlanması aynı zamanda üniversitelilerin başından itibaren içinde karar alıcı birer özne olarak konumlandığı bir örgütlenmeyi de gerektirmektedir. Demokratik öğrenci hareketinin örgütü bağımsız, kitlesel ve aşağıdan demokrasiyi işletebilen bir nitelikte olmalıdır. Hem yaratıcı eylem tarzıyla hem de üniversitelilerin karar alma süreçlerine katılımıyla yaygınlaşan bir demokratik kitle örgütü oluşturulmalıdır. Üniversitelilerin öz örgütlenmesinin kurulması süreci hiçbir zaman yukardan yapılan tartışmalar sonucunda oluşturulan ilkesiz birliklerle olmaz. Tam tersine böyle bir örgütlenmenin tek yolu, amfilerde, kampuslarda yürütülecek, üniversitelilerin tamamının sorunlarına ve yaşamına değebilen bir mücadeledir.
Gençlik mücadelesine dair yapılan tartışmaların öncelikle yenilgi psikolojisiyle yapıldığı bu dönemde üniversiteli devrimci gençler, neo-liberal politikaların yarattığı yıkımı görüp yeni bir öğrenci hareketi yaratma iddiasını her zamankinden daha çok dillendirmelidir. Bu iddiayı taşıyan devrimci gençliÄŸin dayanağı, ayaklarını bastığı üniversite kampusları, politik programları ve tarihsel olarak biriktirdikleri mücadele tarzlarıdır. Öyle deÄŸil mi; gençlere yapılan siyasete katılın çaÄŸrılarını karşılıksız bırakmak olmaz. Doksan yıllık gerici-faÅŸist örgütlenmeleri dahi gençlik için yeniden parlatan egemenlere, Türkiye’de üniversite gençliÄŸinin kurduÄŸu DEV-GENÇ geleneÄŸinin hala üniversitelerde var olduÄŸunu ve bu geleneÄŸin bugünün üniversitelerinde en uygun mücadele modelini ve hareketini yaratacağını hatırlatmak gerekir.
|