Türk Punk Forum

KaraÅŸimÅŸeK
Defence Group Wing Tsun Bonn
Sistem saati: 09 Temmuz 2008 07:27

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: EMİLE HENRY (iktidarın dibinde ki bomba)
İletiTarih: 11 Åžubat 2007 03:32 
Çevrimdışı
Dead Kennedy
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 01 Şubat 2007 00:57
İleti: 14
emile henry okunması gereken en kadim anarşistlerden biri olduğu ve forumda olmadığını fark ettiğim için açma isteği duymuşumdur. umarım yararlı olur...

emile henry, sürgündeki bir komünar'ın oğlu olarak 1872'de ispanya'da doğdu. sonraki yıllarda ailesiyle birlikte paris'e yerleşti ve politeknik okulu'na başladı. ancak, eylemli propagandayı tercih ettiği için okulu bıraktı.
1892'de grev kırıcı tavırları nedeniyle, bir maden şirketinin bürolarına bomba yerleştirdi. bomba fark edildi ve yakındaki bir polis karakoluna götürüldü; orada patlamasıyla birkaç polis öldü.
1894 yılının şubat ayında, paris'te elitist bir mekan olan cafe terminus'a bomba attı. bir müşteri öldü ve yirmisi yaralandı. mahkemede burjuvaziye, bugüne kadar sürdüğü zevk ve sefanın dokunulmaz olmadığını göstermek istediğini söyledi. emile henry, 1894'te yaptıklarına pişman olduğunu açıklamadığı için giyotine gönderildi. pişman olduğunu açıklamak hem amaçlarına hem de yaptıklarına tersti.
eylemlerini "topluma ayna tutmak" olarak adlandırmıştır. giyotine gönderilmeden önce mahkemeye çıkarıldığında daha tam mahkeme başlamadan hakimle arasında ilginç bir diyolog geçmiştir. hakim emile henry'ye "ellerin kan içinde" demiştir. emile henry'nin cevabı ise onun ne kadar gaza geldiğini gösterir niteliktedir. hakime dönüp hayır demez aynen şöyle der: "aynen sizin cüppeniz gibi!"


Sayfa başı
 
 Ä°leti baÅŸlığı:
İletiTarih: 11 Åžubat 2007 03:32 
Çevrimdışı
Dead Kennedy
Kullanıcı avatarı
 Profile bak

Kayıt: 01 Şubat 2007 00:57
İleti: 14
mahkeme tam metni ise:

size bir savunma sunmuyorum. saldırdığım toplumun misillemelerinden kaçınmanın yolunu aramıyorum. ayrıca, ben bir tek mahkeme tanırım o da kendi mahkemem ve bunun dışında herhangi bir hüküm bana hiçbir şey ifade etmiyor. size eylemlerimin nedenlerini açıklamak ve eylemlerimi gerçekleştirmeye nasıl yönlendiğimi anlatmak istiyorum. kısa bir süredir anarşistim. devrimci harekete 1891 yılının ortalarında katıldım. o zamana kadar, günümüz ahlakının şekillendirdiği çevrelerde yaşadım. anavatanın ve ailenin, otoritenin ve mülkiyetin prensiplerine saygı duymaya hatta onları sevmeye alışmıştım. bu çağın öğretmenlerinin sık sık unuttukları bir şey var: yaşam, mücadeleleri ve yenilgileriyle, adaletsizlikleri ve eşitsizlikleriyle, farkında olmadan cahillerin gerçeği görmeye başlamasını sağlıyor. ben bunu yaşadım; herkes bunu yaşıyor. bana hayatın kolay olduğunu, akıllı ve etkin olanlara açık olduğunu söylemişlerdi. deneyimlerimse bana sadece dalkavukların ve kulların iyi bir yer kapma şansı olduğunu gösterdi. bana kamu kuruluşlarının adalet ve eşitlik üzerine kuruldukları söylenmişti; bense her yerde yalan ve sahtekarlık gördüm.

her gün bir yanılsamayla karşılaştım. her gittiğim yerde bazıları aynı sefaleti çekerken bazılarının da aynı sefahati sürdüklerine şahit oldum. saygı duymam öğretilen ihtişamlı kelimelerin, onurun, sadakatin, görevin sadece en rezil alçaklıkları gizleyen birer maskeden ibaret olduklarını anlamam uzun sürmedi.

her şeyden mahrum işçilerin alın terinden dev bir servet edinen fabrikatör dürüst bir beyefendiydi. ellerini rüşvet için sürekli açık tutan milletvekili ve bakan kendini kamu yararına adamıştı. yeni bir silah türünü yedi yaşındaki çocuklar üzerinde deneyen polis görevini yapıyordu ve parlamentoda meclis başkanı onu tebrik etmişti! gördüğüm her şey beni tiksindirdi ve varolan toplumsal düzenin eleştirisinden etkilendim. bu eleştiriler çok sık yapılıyor; tekrar etmeme gerek yok. suçlu ilan ettiğim bir topluluğa düşman olduğumu söylemem yeterli.

ilk olarak sosyalizmden etkilenmiştim; partiden ayrılmamsa uzun sürmedi. özgürlük aşkım, bireysel inisiyatife duyduğum saygı ve askeri örgütlenmeye yönelik tiksintim dördüncü bölüğün düzenli ordusunda görev almamı engelleyecek kadar büyük. ayrıca, fark ettim ki sosyalizm temelde mevcut düzenin hiçbir şeyini değiştirmiyor. otoritenin temelini koruyor ve kendine has bazı özgür düşünürler bu konuda ne derlerse desinler bu, daha büyük bir güce olan antik inancın kalıntılarından fazlası değildir.

bilimsel çalışmalar evrende doğal güçlerin oynadığı rolü aşama aşama fark etmemi sağladı. materyalist ve ateist oldum; modern bilimin ihtiyaç duymadığı tanrı faraziyesini ıskartaya çıkardığını anladım. aynı şekilde, yanlış varsayımlar üzerine kurulu dini ve otoriter ahlak da yok olmalıydı. sonra kendi kendime sordum: öyleyse doğanın yasalarıyla uyum içinde eski dünyayı düzeltecek ve mutlu bir insanlık yaratacak yeni ahlak nedir?

tam o sıralarda, bugün bile düşündüğümde tanıdığım en iyi anarşistler olduğunu düşündüğüm anarşist yoldaşlarla iletişime geçtim. bu adamların şahsiyetleri beni hemen büyüledi. onlarda büyük bir samimiyet, açık sözlülük ve tüm önyargılara duyulan güvensizliği gördüm ve o güne kadar karşılaştığım tüm insanlardan farklı adamlar yaratan bu düşünceyi anlamak istedim.

bu düşünce, benimsediğim andan itibaren, zihnimde tamamen gözlemle ve kişisel fikirlerimle oluşturduğum zeminde yer etti. zihnimde çoktan beri var olan bulanıklık ve karışıklığı sadece belirginleştirdi. ben de kendi payıma düşeni yaptım; anarşist oldum.

bu vesileyle tüm anarşizm teorisini anlatmak zorunda değilim. sadece, beni buraya getiren devrimci yönünü, yıkıcı ve olumsuz yönünü vurgulamak istiyorum.

orta sınıf ve düşmanları arasındaki insanı hayata küstüren mücadele sürerken, germinal'deki souvarine gibi, içimden şunu söylemek geliyor: " gelecek hakkındaki tüm tartışmalar, basit ve kusursuz yıkımı engellediğinden ve devrim yürüyüşünü yavaşlattığından suçludur. "

her şeyin adi, her şeyin ikiyüzlü, her şeyin çirkin olduğu, her şeyin insan tutkularının dışarıya taşmasına, kalbin cüretkar itkilerine, düşüncenin özgürce uçmasına engel olduğu bu toplumun rezillikleriyle her gün yenilenen derin nefretimi mücadeleme kattım.

elimden geldiğince güçlü ve adilane saldırmak istedim. ilk teşebbüsümle, rue des bon-enfants'taki patlamayla başlayayım. carmaux'taki olayları yakından takip ettim. grevin ilk haberlerini sevinçle karşıladım. madenciler sonunda, işçilerin şirketin milyonlarına karşın sabırla birkaç frank beklediği o işe yaramaz pasifist grevlere son vermişlerdi. 15 ağustos 1892'de kararlılıkla şiddet yoluna girdiklerini gösterdiler. madenin büroları ve binaları misilleme yapmadan eziyet çekmekten sıkılmış bir insan kalabalığı tarafından işgal edilmişti; korkak olanlar engellemeyi seçtiklerinde, adalet işçilerinin şiddetle nefret ettiği mühendis üzerinde uygulanmak üzereydi.

bu adamlar kimdi? insanlar bir kez özgürce hareket ettiklerinde sözlerini bir daha dinlettiremeyeceklerinden korktukları için bütün devrimci hareketlerin başarısız olmasına neden olanlar; binlerce insanı aylar boyu sıkıntılara katlanmaya zorlayan, böylece çektikleri acılar üzerinden çıkar sağlayan ve bu şekilde kendilerini ofise yerleştirecek bir popülerlik yaratanlardır: aslında böyle adamlar - sosyalist liderler demek istiyorum - grev hareketinin liderleri olduklarını iddia ederler.

bölgede hemen bir insancıl beyefendiler dalgası belirmeye başladı; kendilerini mücadelenin yayılmasına, örgütlü katılımlara, konferanslar düzenlemeye adadılar ve para sağlamak için her yere başvurdular. madenciler tüm inisiyatifi kendileri aldılar ve daha sonra ne olduğunu herkes biliyor.

grev devam ediyordu ve madencilerin en yakından tanıdıkları, daimi refakatçileri haline gelen açlık olmuştu. sendikalarının ve yardıma gelen diğer örgütlerin küçük bağış rezervini tüketmişlerdi ve iki ayın sonunda, daha önce hiç olmadığı kadar biçare halde, maden ocaklarına döndüler. başlangıçta şirket'in hassasiyet gösterdiği tek noktaya, parasal noktalarına saldırsalardı; kömür stoklarını yaksalardı, maden makinelerini bozsalardı ve aktarım borularını yıksalardı her şey çok basit olacaktı.

sonrasında şirket kesinlikle teslim olacaktı. fakat büyük sosyalizm papazları bu yöntemlere asla izin vermezdi; çünkü bunlar anarşist yöntemlerdi. böyle oyunlarda kişi hapishane ve kim bilir belki de fourmies'te hayret veren kurşunlardan birine hedef olma riskini alır. bu belediye meclislerinde ya da yasama kurulunda koltuk kapmanın yolu değildir. özetle, kısa bir süre aksadıktan sonra düzen carnaux'ta tekrar hüküm sürmeye başladı.

öncekinden de daha güçlü hale gelen şirket sömürüsüne devam etti ve hissedarlar beyefendiler grevin mutluluk verici sonuçları için birbirlerini tebrik ettiler. kar paylarını toplamaları daha keyifli hale gelmişti.

bunun üzerine ben de burjuvaların mutlu konserine önceden de duydukları fakat ravachol ile birlikte öldüğünü düşündükleri sesle dalmaya karar verdim: dinamit sesiyle. burjuvaziye mutluluklarının dokunulmaz kalmayacağını, arsız zaferlerinin bozguna uğrayacağını, altın buzağılarının pislik ve kan içinde devrilene kadar şiddetle sarsılacağını göstermek istedim.

aynı zamanda madencilerin şunu anlamasını istiyordum: onların ıstıraplarını samimi bir şekilde dert edinen ve bunun öcünü almak isteyen sadece anarşistlerdir. bu insanlar mösyö guesde ve ortakları gibi mecliste oturmazlar; giyotine doğru yürürler.

bu nedenle bir bomba hazırladım. bir ara ravachol'e yapılan suçlamalar aklıma geldi. masum kurbanlar ne olacaktı? hemen bu soruya cevap buldum. carmaux şirketinin bürolarının bulunduğu binada sadece burjuvalar yaşıyordu; bu nedenle de hiç masum kurban olmayacaktı. burjuvaların hepsi zavallı insanları sömürerek yaşıyordu ve suçlarının bedelini birlikte ödemeleri gerekiyordu. bu yüzden de şirket'in bürolarının kapısına bombamı bırakmamın meşruiyetine inancım tamdı.

bomba patlamadan önce bulunursa götürüldüğü karakolda, başka düşmanlarımın bulunduğu yerde patlamasını ümit ediyordum. burada yargılanmama neden olan ilk teşebbüsümü gerçekleştirmemin nedenleri bunlardır.

gelelim ikinci olaya; cafe terminus olayına. vaillant olayı sırasında paris'e dönmüştüm ve palais-bourbon'daki patlamanın ardından gelen korkunç baskıya şahit oldum. devletin anarşistlere karşı aldığı vahşi tedbirleri gördüm. her yerde ajanlar, takipler ve tutuklamalar vardı. insanlar rasgele yakalanıyor; ailelerinden ayrılıyor ve hapse atılıyorlardı. bu yoldaşlar hapisteyken hiç kimse karılarına ve çocuklarına ne olduğunu düşünmüyordu.

anarşistlere insan gözüyle bakılmıyordu; her yerde avlanmaları gereken birer hayvan gibi görülüyorlardı ve otoritenin aşağılık kölesi burjuva basın idamlarını istiyordu.

aynı zamanda liberter gazetelere ve broşürlere el konuyordu ve toplantı düzenleme hakkı feshedilmişti. bundan da kötüsü, etkisiz hale getirmek istedikleri bir yoldaşın odasına bir muhbir gelmiş ve odasına mürekkep tozuyla dolu olduğunu söylediği bir paket bırakmıştı. ertesi gün, bir gün öncesinde yapılan ihbarın üzerine bir baskın yapılmış, bir kutu şüpheli toz bulunmuş; yoldaşım mahkemeye çıkarılmış ve üç yıl hapse mahkum olmuştu. bu olayın aslını öğrenmek istiyorsanız, yoldaş merigeaud'un evine giden aşağılık ajana sorun!

fakat tüm bu yöntemler iyiydi; ne de olsa korku salan bir düşmanı vuruyorlardı ve tir tir titreyenler cesaretlerini göstermek istiyorlardı. sapkınlara karşı düzenlenen bu seferin hükümdarı içişleri bakanı raynal, mecliste hükümetin aldığı tedbirlerin anarşistler cephesinde terör saldığını ilan etmişti. fakat bu yeterli değildi. hiç kimseyi öldürmemiş olan bir adam giyotine gönderildi.

fakat burjuvazinin beyefendileri, sizler hesap yaparken düşmanınızı fazla hafife aldınız. yüzlerce kadını ve erkeği tutukladınız, sayısız haneye tecavüz ettiniz; ama siz anarşistleri yakalarken hapishane duvarlarının dışında gölgelerden sizi takip eden birileri vardı ve sadece avcıyı avlayacakları uygun anı bekliyorlardı.

reynal'ın sözleri anarşistleri düelloya davet ediyordu. düello kabul edilmişti. cafe terminus'taki bomba tüm özgürlük ihlallerinize, tutuklamalarınıza, takiplerinize, basın aleyhtarı yasalarınıza, kitlesel nakillerinize, giyotinle idamlarınıza cevaptır. neden orada oturup müzik dinleyen, hakim, milletvekili ya da bürokrat olmayan barışçıl kafe müşterilerine saldırdığımı soruyorsunuz? neden? cevap basit. burjuvazi anarşistler arasında ayrım yapmıyor. vaillant kendi başına bir bomba attı; yoldaşlarının onda dokuzu onu tanımıyordu bile. fakat bu hiçbir şey ifade etmedi. zulüm kitleseldi ve anarşistlerle küçücük bir bağlantısı olanlar bile yakalandı. ve siz tek bir adamın eylemlerinden bir grubun tamamını sorumlu tutuyorsanız ve ayrım yapmaksızın saldırıyorsanız, biz de ayrım yapmadan saldırırız.

belki de sadece yasaları koyan milletvekillerine, bu yasaları uygulayan hakimlere ve bizi tutuklayan polise saldırmalıyız? bu fikre katılmıyorum. bu adamlar sadece birer araç. kendi adlarına hareket etmiyorlar. işlevleri burjuvazi kendini savunsun diye kurumsallaştırılmıştır. sizlerden daha suçlu değiller. herhangi bir büroya sahip olmayan, ama paylarını tahsil eden ve işçilerin alın terinden kar ederek tembelce yaşayan iyi burjuvalar da misillemelerden kendi paylarına düşeni almalılar. sadece onlar da değil; mevcut düzenden memnun olanlar, devletin faaliyetlerini alkışlayarak bunlara ortak olanlar, ayda üç yüz beş yüz frank kazanan ve insanlara yönelik nefretleri zenginlerden daha yoğun olanlar, her zaman en güçlünün tarafını tutan o ahmak ve gösterişçi insan kalabalığı; başka bir deyişle terminus ve diğer büyük kafelerin günlük müşterileri!

işte bu yüzden rasgele saldırdım ve kurbanlarımı seçmedim! burjuvazi ıstırap çekenlerin artık bıktıklarını anlamalı; dişlerini gösteriyorlar ve siz onlara vahşice saldırırsanız onlar daha da vahşice karşılık verecekler. insan hayatına saygı duymuyorlar; çünkü burjuvazi insan hayatını umursamadığını gösterdi. kanlı haftanın sorumlusu suikastçıların ve diğer insanları suikastçı olarak gören fourmies'in hayatına saygı duymuyorlar.

sevdiğimiz kişilerin kadın ve çocuklarına kıydıkları için burjuva kadın ve çocukların canını bağışlamayacağız. evlerinde ekmek olmadığı için varoşlarda kansızlıktan yavaş yavaş ölen çocukları; yoksulluktan fahişelik yapmak zorunda kalmazlarsa şanslı sayılan ve günde kırk sous kazanmak için atelyelerinizde beti benzi atan kadınları; tüm yaşamları boyunca üretim makinesi haline getirdiğiniz ve güçleri tükendiğinde çöplüğe veya düşkünler evi attığınız yaşlı adamları masum kurbanlar arasında saymamalı mıyız?

burjuva beyler en azından kendi suçlarınızı itiraf edecek cesareti gösterin ve bizim misillemelerimizin tamamen meşru olduğunu kabul edin.

tabii ki, herhangi bir yanılsama içinde değilim. eylemlerimin henüz onlara hazır olmayan kitleler tarafından anlaşılmayacağını biliyorum. uğruna savaştığım işçiler arasında bile gazetelerinizle yanlış yönlendirilen, beni düşmanları olarak görecek bir çok kişi olacaktır. ancak bu sorun değil. ne herhangi birinin yargısıyla ilgileniyorum, ne de eylemin propagandasını yapanlarla dayanışmaya girmeyeceğini ifade etmekte acele eden ve kendisine anarşist diyen insanlar olduğundan habersizim. onlar teorisyenler ve teröristler arasında ince bir ayrım yapmanın yollarını arıyorlar. kendi yaşamlarını riske atmaktan o kadar korkuyorlar ki, eyleme geçenleri yadsıyorlar. fakat devrimci hareket üzerindeki etkileri bir hiçten ibaret. bugün alan eyleme açıktır; zafiyetsiz ve geri adım atmadan.

rus devrimci alexander herzen bir keresinde şöyle demişti: "insan şunlardan birisini seçmek durumundadır: suçlanmak ve ileri doğru yürümek veya özür dilemek ve yolun yarısından geri dönmek. ne özür dilemeye ne de geri dönmeye niyetliyiz. faaliyetlerimizi özgür bir dünyanın yaratılmasıyla taçlandırana kadar, çabalarımızın hedefi olan devrime doğru yürüyeceğiz.

burjuvaziye açtığımız acımasız savaşta merhamet dilemiyoruz. ölüm veririz ve ona nasıl tahammül edeceğimizi de biliriz. bu yüzden vereceğiniz karar benim için bir şey ifade etmeyecek. keseceğiniz en son kellenin benimki olmayacağını biliyorum, kestiğiniz diğer kafalar düştükçe, yokluk çekenler terminus ve foyot gibi muhteşem kafe ve restoranlarınızın yolunu öğrenmeye başlıyorlar. kanlı ölüm listesine başka isimler ekleyeceksiniz. chicago'da asıyor, almanya'da kelle uçuruyor, jerez'de boğuyor, barcelona'da vuruyor, montbrison ve paris'te giyotine gönderiyorsunuz; ancak hiçbir zaman anarşiyi yok edemeyeceksiniz. onun kökleri çok derinde. anarşizm çürüyen ve birbirinden ayrı düşen bir toplumun kalbinde doğar. kurulu düzene karşı vahşi bir tepkidir. otoriteye saldıran tüm eşitlikçi ve özgürlükçü idealleri temsil eder. her yerde ve bu nedenle de kontrol altına alınmasını imkansız. sizi öldürerek bitecek.

ikiside alıntıdır(özgürhayattan)


Sayfa başı
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group  
Design By Poker Bandits  
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
phpBB SEO